Futurly - 48, bilim teknoloji, dijitalleşme ve fütürizmle ilgili her hafta 5 haber
7555 görüntüleme
Ufuk Tarhan’ın sosyal medya hesapları:

Af Örgütü; "Facebook ve Google insan haklarını ihlal ediyor!.."



Uluslararası Af Örgütü, “kapitalizmin gözetim devleri” Facebook ve Google’ın çalışma  modellerinin insan haklarına zarar verdiğini açıklayan bir rapor yayınladı. Af Örgütü, Google ve Facebook’un gözetim temelli iş modeli, neredeyse insanları şeytanla pazarlık yapmaya zorluyor, çünkü dijital hayatta artık onlarsız yaşamak mümkün değil  diyor ve devam ediyor... “Kurdukları sistemin pek çok faydası olmasına karşılık, insan haklarının kötüye kullanılması üzerine kurulu başka alanlara da hizmet ediyorlar ve daha önce görülmemiş ölçekte mahremiyet haklarına saldırı, ifade-düşünce özgürlüğü, ayrımcılık gibi pek çok alanda ciddi riskler, ihlaller oluşmasının da yolunu açıyorlar”.  
 
Raporun en çarpıcı bölümlerinden birinde “Google ve Facebook, gizlilik ve ifade özgürlüğü” için bu riskleri önlemek adına politikalar ve süreçler belirliyorlar, ancak özünde gözetim temelli geliştirdikleri iş modelleri, insan haklarına saygı duyma sorumluluğuyla uyumlu değil. Yaptıkları bütünsel, tutarlı bir yaklaşım sergileyemiyor. Peş peşe ortaya çıkan skandallar, bu şirketlerin iş modellerinin aslında “gizliliğin kötüye kullanılmasına” da nasıl hizmet ettiğini açıkça ispatlıyor.  
 
Gizlilik taahhütlerine ve sürekli güvence vermelerine rağmen gerçekleşen sayısız mahremiyet ihlali, kötüye kullanım örneği; bunların asıl işlerinin ve normal işleyişlerinin böyle olduğunu açıkça gösteriyor. Facebook ve Google tabii ki Af Örgütü’nün değerlendirmesine katılmadıklarını açıkladılar. Ancak Af örgütü “Artık insanlar için bu şirketlerin hizmetleri öyle bir hale geldi ki Google ve Facebook olmaksızın interneti etkin kullanmak neredeyse mümkün değil! Baskın internet platformları birçok toplumda öyleymiş gibi açıklamalar yapsalar da gerçek hayatta “isteğe bağlı” değiller. Bunları kullanmak, modern hayata katılmanın zorunlu ve doğal bir parçası haline geldi” diyor.
 
Sonuç olarak Af Örgütü, “artık teknoloji sektöründeki öz düzenlemelerin yetersiz kaldığını ve insan haklarını gerçekten korumak adına daha fazla devlet temelli düzenlemenin, yasanın gerekli olduğunu” söylüyor. Buradaki istek ve öneri son derece iyi niyetle ve makul, ancak “devletlerin insan hakları ihlali yapmayacağı” varsayımına dayanıyor ve pek çok ülkede, büyük ihtimalle, ilk tepki “eyvah!” oluyor…
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Dünyanın 3D ile basılan en büyük nesnesi ve teknesi suya indi…



Maine Üniversitesi’nde yapılan ve hem dünyanın en büyük 3D baskılı nesnesi hem de en büyük 3D baskılı teknesi unvanını taşıyan 7.62 metrelik 2.268 kiloluk bot 3Dirigo suya indirildi.  Sadece üç gün içinde basılan teknenin benzerini, klasik yöntemlerle yapmanın “aylar, hatta bir yıl alabileceği” belirtiliyor. Maine Üniversitesi'nin büyük baskılar yapmak üzere geliştirilen 3D Üretim Makinesi (BAAM), saatte 227 kilo baskı hızıyla, 30 metre uzunluğunda, 6.70 metre genişliğinde ve 3 metre yüksekliğinde nesneler basabiliyor. BAAM’ın hızlı prototipleme, savunma ve altyapı uygulamalarını içeren çeşitli araştırma ve üretim çalışmaları için kullanılması planlanıyor. Farklı boyutlarda baskı yapabilen 3D yazıcıların gelişmesi ve yaygınlaşması ile önümüzdeki yıllarda özellikle büyük kamu kuruluşlarının ve şirketlerin bu alanda yapacakları yatırımların hızlanması ve artması bekleniyor.

Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Bankacılığın Geleceği… Neobankacılık mı?..



Neobank denen yeni bankalar dönemine girdik, hayırlı olsun. Neobanklar “Fintech” denilen finansal teknolojilerdeki gelişmelerle birlikte doğdular. Klasik banka işlemleri yapıyorlar ancak fiziksel şubeleri ya da müşterileri ile yüz yüze ilişkileri yok. % 100 dijital olan bu bankalar, mobil uygulamalar ya da web tabanlı platformlar ile müşterilerine tamamen online’dan hizmet veriyorlar. Neobanklar makine öğrenmesini ve yapay zeka teknolojilerini sonuna kadar kullanarak, müşterileri ve potansiyel müşterileri hakkında son derece kişisel öneriler ve çözümler üretebiliyorlar. Örneğin, gençlerin, emeklilerin çoğu beş parasız gezip, ayı zor tamamlayabildikleri için neo-ödeme günü kredisi ile gerçek maaş gününden iki gün önce ödeme yapabiliyorlar. Neobanklarda pek çok hizmet işlem masrafı vb. almaksızın yapılıyor, çünkü kira, genel giderler, personel maliyetleri vb. konusunda klasik bankalardan çok avantajlı durumdalar. Klasik bankalardan en belirgin farkları işlemleri kolaylaştırmaları, yüksek teknoloji kullanmaları, hiper-kişiselleştirilmiş ürünleri çok hızlı devreye alabilmeleri, bireylerin mali sorunlarını çözmelerine samimiyetle yardımcı olacak iç görüleri ve ihtiyaçları çevik biçimde yakalayıp, çözüm oluşturmaları.
 
Tabii ki karşı görüşçüler, bunlar balon diyenler şimdiden tamtamlarını çalmaya başladılar. Neobankaların büyümeye başladıklarında masraflarının artacağını, maliyet ve hız avantajlarını kaybedeceklerini, ayrıca büyüklerin de ufak tefek adaptasyonlarla bunlarla ciddi rekabete girerlerse başa çıkamayacaklarını; kısacası çok uzun yıllar bugünkü cazibe merkezi hallerini koruyamayacaklarını belirtiyorlar. Yeni Neobankaların sadece morfin olabileceğini, asıl hastalığın ciddi tedavi, yani gerçek banka gerektireceğine dikkat çekiyorlar.
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için  tıklayın.


Google, yapay zekâdaki atılımlarını neden ağırdan alıp geciktiriyor?..



Google, gelişmiş yeni teknolojiler yaratarak ve herkese açık hale getirerek insanoğlunun iş ve yaşam şekline en fazla dönüştürücü etki yaratan şirketlerden biri. 15 Eylül 1997’den bu yana hayatımızda. Google sayesinde hem dev işletmeler, kurumlar hem de bireyler; şirketin arama ve e-posta servisleri aracılığı ile bilgiye erişim, kullanım ve paylaşım anlamında interneti kullanmak açısından devrimsel dönüşüm yaşadı. İnsanlık Google’ın açtığı algoritmik yollardan pek çok buluşa, icada erişti. Kısacası hayatımızda “Google ya da arama motorları, açık sistemler olmasaydı ne yapardık?” sorusu bile rahatsız edici hale geldi…
 
Şimdilerde ise Yapay Zekâ Çağına geçiyoruz. Ve bir önceki dönemin devrimcisi Google’ı, beklenenin aksine bu konuda pek o kadar da önden koşar gibi görmüyoruz. Teknoloji dünyası bunu merak ediyor ve sorguluyor; “Google’ın Yapay Zekâ konusundaki ilerlemesi, neden yavaş? Google neden, sahip olduğu o muazzam veriye rağmen Yapay Zekânın gücünden kendisinden umulduğu gibi faydalanmıyor ve geride kalıyor? Google, bulut bilişim pazarında Amazon ve Microsoft'un arkasında, üçüncü konumda. Rakiplerinin öne geçmesine bir anlamda izin veriyor?” sorusu kafaları kurcalıyor…
 
Yanıt yine şirketten, gerekçeleri ile geliyor; Google kendi Yapay Zekâ teknolojisinin gücünü, ticari potansiyelini sınırlandırmak istediğini çünkü bu araçların kötüye kullanılma potansiyelini algıladıklarını ve bu endişeleri nedeniyle müşterilerine kendi kullanımlarına adapte edebilecekleri bir yüz tanıma hizmeti sunmayacaklarını belirtiyor. Bu tür hizmetleri kimlerin kullanabileceği konusunda, etik ilkelere uygunluk konusunda sıkı bir inceleme sonrasında ciddi kısıtlamaları devreye alıyor. Buna yol açan bağımsız incelemede kişisel veri ve yüz tanıma bilgilerini toplamanın ve yayınlamanın kontrolsüz kullanım halinde çok tehlikeli insan hakları ihlallerine sebep olunabileceği detayları ile belirtiliyor. Açık bir yatırımcı mektubunda ise “Yapay Zekâdaki son ilerlemeler programlamadaki en önemli gelişme, aynı zamanda da “bu kadar güçlü araçlar bizlere yeni sorular ve sorumluluklar getiriyor” şeklindeki ifadeler yer alıyor. Yanı sıra yakın zamanlarda eski bir çalışanın yaptığı açıklamalar ve Uluslararası Af Örgütü'nün yukarıda okuduğunuz "ihlal" iddiaları; Yapay zekâ konusundaki devam eden tartışmaları, çekinceleri iyice yükseltiyor. Büyük ihtimalle Google, bunun gibi tepkilerden dolayı temkinli davranıyorum sinyalleri vermeye çalışıyor çalışmasına da, inandırıcı olabiliyor mu, o büyük soru işareti… Çünkü bu alanlarda ilerlemeden Google’ın yeni iş alanlarına nasıl genişlediği, genişleyeceği sorusu ve çekincelerinin işinin doğasına aykırı olması büyük çelişki içeriyor.
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Apple kredi kartı cinsiyetçilik yapmıyor, cinsiyetleri algılayamıyormuş!..

 

Piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra, Apple kredi kartı kullanıcıları, kartın kadınlara erkeklerden daha düşük krediler verdiğini fark etti. Tabii ki bu durum bir skandal olarak nitelendi ve olay derhal Twitter'a sıçradı. Apple, cinsiyetçi olmakla suçlanıp yanıt vermeye zorlandı. Ardından Wall Street’in düzenleyici kurumu kartın herhangi bir finansal kuralı ihlal edip etmediğini belirlemek için araştırma yapacağını ilan etti. Apple'dan ise bir türlü net yanıt gelemedi, şirketten hiç kimse algoritmanın nasıl çalıştığını tarif edemedi, hatta çıktılarını bile doğrulayamadı. Apple kartın arkasındaki Goldman Sachs, algoritmada herhangi bir cinsiyet önyargısı bulunmadığı konusunda ısrar etti, fakat kanıt sunamadı.
 
Sonunda ve nihayet, Goldman Sachs bombayı patlattı! Algoritmanın potansiyel önyargı yaratabileceğini, ayrıca “hiç kimse hangi müşterilerin kadın, hangilerinin erkek olduğunu söylemezse, banka nasıl ayrımcılık yapabilir?” diyerek altyapının cinsiyeti bir girdi olarak bile kullanmadığını açıkladı. Kıyamet de buradan koptu. Algoritmaların bu önemli değişkene “kör” olarak programlanmasına rağmen, uygulamanın kadınlara daha düşük kredi vererek cinsiyet ayırımcılığı yapması pek çok eleştiriye neden oldu. Cinsiyet kadar kritik bir bilgiye bilinçli bir körlük uygulamak da şirketin tam olarak bu değişkene yönelik önyargıları tespit etmesini, önlediği iddiasıyla uzun süre tartışıldı.
 
Çünkü yazılımların artık, kişinin alışveriş yaptığı yerlerle bile cinsiyet bilgisi tahmin edilebilirken, bu tür bir girdiyi kaldırmanın önyargıyı ortadan kaldırması da mümkün değildir fikri olukça fazla taraftar buldu. Çünkü aynı algoritmalar kadınların geçmişte daha az kredi kullandığını da öğrenmiş olacaklarından, algoritmada cinsiyet algısı kör olsa bile, yazılım kadın olduğunu anladığı birine daha az kredi vererek önyargı geliştirecek daha doğrusu insanların ön yargısın da öğrenmiş olacaktır. Uzmanlar, şirketlerin algoritmalarda önyargı olup olmadığını anlamak ve emin olmak için “cinsiyet ve ırk gibi korunan nitelikleri aktif bir şekilde ölçmelidir, ancak bu şekilde ön yargı varsa saptanıp önlenebilir diyorlar.
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.

******************

Ufuk Tarhan'ın T-İnsan kitabı için > http://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.


 

0 Yorum

Bir Cevap Yazın