Futurly - 49, bilim teknoloji, dijitalleşme ve fütürizmle ilgili her hafta 5 haber
9247 görüntüleme
Ufuk Tarhan’ın sosyal medya hesapları:

Uber, Londra’da çalışma ruhsatını kaybetti!.. 


 
Bir türlü halledemediği güvenlik sorunları nedeniyle Londra’da işletme lisansının yenilenmeyeceği açıklanan Uber, uzun bir yasal sürecin başlayacağını ve kolay kolay vaz geçmeyeceklerini açıkladı. Ancak yetkililer Uber’in iki yıldır uyarılara rağmen, “uygun ve doğru” standartları ağlayamadığını, yetkisiz ve eğitimsiz sürücüler nedeniyle yolcu güvenliğini riske atan başarısız bir model olduğunu belirttiler. Otoriteler, benzer sorunların tekrar yaşanmayacağından emin olmadan lisansı yenileyemeyeceklerinin altını net olarak çizdiler. Almanya, İspanya, İtalya ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerine girmek için çetin mücadeleler veren Uber’in en kazançlı pazarlarından biri olan Londra, başından beri hükümet yetkilileriyle en çekişmeli mücadeleleri verdiği bölge oldu. Taşımacılık yetkilisi, ana sorunun Uber’in alt yapısındaki, yetkisiz sürücülerin sisteme gizlice girmesine izin veren güvenlik açığı  olduğunu söyledi. Bazı sürücülerin kendi hesapları altından yetkisiz sürücülerle işbirliği yaptığı, yaklaşık 43 sürücü tarafından en az 14.000 izinsiz seferde, yolcuların sigortasız taşındığı saptanınca olay patladı, lisans gitti.
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.

8 Saat mesai fazla, 5 saat yeter mi?..
 

Önceden 12 ve 14 saat çalışılıyorken sosyalist bir rüya olarak başlayan günde 8 saat, haftada 5 gün mesai, yeni nesil modern ve kapitalist dünyanın üretkenlik efsanesinin başına dert olmaya başladı. Welsh tekstil fabrikası sahibi ve sosyal reformcu Robert Owen, 19. yüzyılın başlarında işçiler için “sekiz saat çalışma, sekiz saat toparlanma ve sekiz saat dinlenme” çağrısı yapan ilk kişi olarak kabul ediliyor. Owen, 100 yıl boyunca ABD'deki işçi sendikalarının ve çeşitli endüstrilerin sekiz saatlik standardın benimsemesini sağladı. Henry Ford ise şirketindeki fabrikalarda beş günlük, 40 saatlik bir çalışma haftasını zorunlu kılarak bu fikri ana akım haline getirdi. 1940’ta Kongre, Amerikan çalışma haftasını resmen 40 saat olarak yasalaştırdı. Tüm dünyada da genellikle bu şekilde benimsendi.
 
Oysa günümüzün işlerinde ki çoğu klavye, robot, gösterge başında, toplantılarda, yollarda geçiyor ve pek çok iş uzmanı artık 8 saat çalışmanın gereksiz olduğunu yüksek sesle dile getiriyor. Bu tabii ki hem işverenlere hem de çalışanlara bir taraftan harika, öte yandan da “yok olmaz öyle şey!” dedirtiyor. Çeşitli testler yapılıyor. Mesela RescueTime diye bir uygulama var ve bireylerin mesailerini verimli hale getirmelerine yardımcı oluyor.  Bu aslında bir casus yazılım. Kişinin bilgisayarında yaptığı her şeyi izliyor ve neye ne kadar zaman harcadığını gösteriyor. Bu ve buna benzer uygulamalarla, deneylere yapılan araştırmalara göre ofis çalışanlarının çoğu hem düzensiz çalışıyor ve hem de doğrudan işle ilgili olmayan konularla vakit geçiriyor.  Haber okuyor, sosyal medyada geziniyor, sosyal medyada paylaşım yapıyor, ödev yapıyor, ders çalışıyor, kısacası kendine de işe de pek hayrı olmayan şeylerle zaman öldürüyor.  Buna bir  de yüz yüze sohbetler, sigara, kahve molaları, dedikodu seansları, gereksiz toplantılar vb. eklenince dünya “aslında haftada 4 gün ya da günde 6 saat çalışma yeter” diye mırıldanmaya başladı. Bakalım ilk hangi  ülke resmen uygulamaya başlayacak? Finlandiya’dan umutluyum…  Siz?
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Teknoloji takıntılı, hiper deneysel restoran!..



Addo, Amerika’daki belki de dünyadaki en yenilikçi ve doz aşımı teknoloji kullanan ilginç bir restoran. Şef Rivera ve küçük ekibi, acımasız rekabette ayakta kalabilmek için sıra dışı bir işletme, yönetim ve menü şablonu yaratmış. Tripadvisor gibi puanlama sitelerinin iyice yükselttiği rekabet çıtasının altında kalmamak için Addo’da neler farklı yapılıyor, kısaca özetleyelim.
 
Addo, geliştirdiği yazılım odaklı iş modeli ve daima aynı kalite ve lezzette olduğuna garanti verdiği çok çeşitli menüsü ile sınırlı miktarda ve eskimiş, hantal teknoloji kullanan rakiplerine büyük fark atmış durumda.  Vardia planlamasından, personel, menü,  envanter ve sipariş yönetimine, her türlü rezervasyon/ödeme, iç/dış iletişimden, bütün iş süreçlerine kadar bizzat geliştirdiği, seçtiği yazılım ve donanım alt yapısından yararlanan Şef Rivera, aynı zamanda sosyal medyayı da son derece odaklı ve hedefli kullanıyor.
 
Yeni nesil restorancılığın bir ön gösterimi gibi çalışan Addo, satın alma için Instacart'ı ve yaklaşan öğünleri, yemek temalarını, tarihleri, saatleri, masa ayırtmak için hatırlatmaları, değişiklikleri, teyitleri, işlevsel gönderileri vb. Google e-tabloları ve  Mailchimp ile online-çevrimiçi ve anında yapıyor. Çoğunlukla yalnızca üst seviye restoranlar tarafından kullanılan Tock adlı bir servis aracılığıyla rezervasyon ve ödeme alıyor. Halkla ilişkiler ekibi yok. Gereksiz personel bulundurmuyor, üç vardiya ile çalışan ekip, her zaman dinlenmiş ve güler yüzlü bir heyecanla koşturuyor. Restorandan neredeyse hiç yemek atığı çıkmıyor. Konuk iletişiminde halka ilişkiler personeli olmamasına rağmen çok iyiler. Her konuda teknoloji sayesinde anında çözüm bulup, yanıt veriyorlar. Menülerde hep aynı, ama duyulmamış bir çeşitlilik ve kalite var ki müşterileri hiçbir zaman sıkmıyor, bıktırmıyorlar. Bu yüzden abone gibi düzenli gelen müdavimleri var.  
 
Restoranda müzik, ışık ve görsellik bile Google’ın akıllı algoritması ile çalışıyor. Bir film projektörü ve Honeywell aydınlatma sistemi, gün boyunca ortamın ruh halini anlayıp, renk ve görselliği değiştiriyor. Şef Rivera’nın teknolojik alet takıntısı yemek bölümü ile sınırlı değil. Addo'nun mutfağı da üst düzey restoranlardan daha lüks donanıma ve akışa sahip. Hayran olmamak mümkün değil. Geleceğin restorancılığı için fikir edinmek isteyenler incelesin…
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Yapay zekânın beyaz yakalı işlere tehdidi!



Stanford araştırmacısı Michael Webb tarafından geliştirilen bir yöntemle Brookings Enstitüsü bir araştırma yayınladı. İş tanımları ile yapay zekâ teknolojilerinin patent açıklamaları karşılaştırıldı. Hangi mesleklerin, ne zaman yapay zekâdan etkileneceğine dair şu bulgular elde edildi. 
 
Yapay zekâ orta ve uzun vadede; öncelikle ve büyük ölçüde, göreceli olarak teknik rolleri olanlar da dâhil olmak üzere “yüksek ücretli yöneticilerin, denetçilerin ve analistlerin yerini alacak. Belki de en şaşırtıcı bulgu; lisans derecesine sahip çalışanların, yapay zekâya yalnızca lise derecesine sahip olanlardan beş kat daha fazla iş kaptıracakları oldu. Brookings'in kıdemli araştırmacısı Mark Muro ise “Bir enerji santralinde ya da üretim sahasında enerji verimliliğini en üst düzeye çıkarmak için hesaplama yapmak veya tıklama başına maliyeti en aza indirecek şekilde reklam kampanyası kurgulamak” gibi matematik, bilim, teknoloji temelli işler, yapay zekânın en iyi olduğu alanlar. Bu konularda çalışanların orta ve uzun vadede işlerini kaybetmeleri kaçınılmaz diyerek noktayı koydu.
 
Genellikle robotlar mavi yakalı, yapay zekâ ise masa başı, planlama, algılama ve benzeri alanlarda çalışan beyaz yakalıları işinden edecek denir ve bu doğrudur. Ancak uzmanlar yakın gelecek için panik yapmaya gerek olmadığını ısrarla belirtiyorlar.  Oxford Üniversitesi’nde teknoloji ve istihdam konusunda uzmanlaşmış bir ekonomist olan Carl Benedikt Frey, yapay zekânın yakın gelecekte “insanları işinden etmek yerine onları tamamlayıcı, güçlendiren görevler üstleneceklerine dikkat çekiyor. Muro, “İşlerini çok iyi bilen ve yapan, şirketlerinin kendilerine yatırım yapmış olduğu işçiler, yapay zekâ ile rekabet etmeyip, aksine onlarla iş birliği yapacaklar. Daha da güçlenecekler. Bu tip çalışanlara danışılması daha uzun süre gerekli, önemli olacak.
 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.


Çin şimdi telefon hizmetine kaydolmak için yüz taramasını zorunlu kılıyor!..

 
Çin, Aralık 2019’dan itibaren yeni bir cep telefonu veya hat sözleşmesi yapmak isteyen herkesin kimlik belgesinin yanı sıra bir de yüz taraması yaptırmasını zorunluluk haline getirdi. Uygulamanın sahtekârlığı azaltmayı hedeflediği söylense de çoğunluk, Çin hükümetinin çok daha kolay sansür koyabilmek için bu yola başvurduğunu, bunun mahremiyet sorunları da yaratacağını düşünüyor. Çin'in uzun süredir özellikle etnik azınlıkları izlemek ve bastırmak için yüz tanıma sistemlerinden yararlandığı biliniyor. Çin’de devletin elindeki kara listelerle yayalar ve arabalardaki yolcular sürekli izleniyor. Yüz tanıma teknolojisi hayatın her alanında yoğun biçimde kullanılıyor.  İlerleyen aşamalarda yüz taramanın da ötesinde, daha hassas verilere göre de izleme yapılmasından endişe eden Çinliler, tüm bunların sahtekârların ve bilgisayar korsanlarının iştahını iyice kabartacağından endişe duyuyorlar. Çin'de, yaygın biçimde kullanılan yüz tanıma sistemi halktan ve gençlerden büyük tepki görüyor. Ancak, Çin hükümetinin siyasi muhalefeti bastırmaya hayli yardımcı olan yüz taramalarından vazgeçeceğine ise kimse olabilir gözüyle bakmıyor. Bu arada Avrupa Birliği 'Yüz Tanıma' teknolojisi ile kimlik belirleme konusunda sonuçları ve risklerin iyice netleşip, regülasyonların oluşmasına kadar bu teknolojinin kullanılmasını yasaklamak istiyor. Başka ülkelerde de benzer yasakların gelmesini beklemek de bunların işe yaramayacağını ummak da yanlış olmaz kanaatindeyiz...

 
Kaynak ve daha detaylı okuma için tıklayın.

******************

Ufuk Tarhan'ın T-İnsan kitabı için > http://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.


 

0 Yorum

Bir Cevap Yazın