Corona sonrası hayat için Ayşe Arman'ın Fütürist Ufuk Tarhan'la yaptığı röportaj...
39417 görüntüleme
Ufuk Tarhan’ın sosyal medya hesapları:

Corona sonrası hayat için Ayşa Arman - Ufuk Tarhan röportajı...



Röportajın Ayşe Arman Blog'daki yayınlanan versiyonu için buraya tıklayınız. 

*Ortalıkta pek çok iddia var… Saptamalar, tezler, teoriler, tabii komplo teorileri ve şehir efsaneleri de havada uçuşuyor… Elimizde henüz “Yanlış, palavra!” diyeceğimiz veriler yok, ama “Evet doğru!” diyeceğimiz şeyler de yok. Saptamaların bir kısmı bana mantıklı geliyor, bir kısmı ise aşırı saçma… Baştan anlaşalım yani… Ben bu işlere mesafeli bakan biriyim… Anlaştık mı?
 
Eğer mesafeli bakıyorum dediğiniz “bu işler” kısmı belirsizliği kast ediyorsa tabii ki anlaştık…  
 
Bence de evet aynen öyle!
 
Henüz insanlık olarak hiçbir şeyi tam bilecek kadar bilgiye, delile sahip değiliz. Büyük bir boşluğun içindeyiz.
 
Her ne kadar dünyalılar olarak Corona tokadını yiyinceye kadar; 

  • Bunca yol kat ettik, artık her şeyi kontrol edebiliriz. Bizz, insanlık güçlüyüzz...
  • Bilimle çözeriz. Dinle yola getirir, petrolle kutsar, parayla da hem döver hem severiz.
  • Parayla, petrolle, silahla, uyuşturucu ile ve en son nokta da da siber güçle yani dijitlerle her şey hallolur, rahat ol…
  • 2050’ye kalmaz, ölümsüzlüğü yakalar, torunlara yaş günlerinde Mars seyahati hediye ederiz.
  • Hatta genlerle bile oynarız.
  • DNA dizilimini dahi çözeriz alimallah. Nedir yani gözümüzde büyüttüğümüz şey…  
  • DNA dediğin, ATCG harflerinden oluşan hepimizi, tüm canlıları oluşturan bir formül neticede…
  • Taa 2005’te Craig Venter insan genomunun ilk taslak dizisini açıklamadı mı? Açıkladı?
  • Bak, Çinliler habire ana rahminde çocukların bünyesini güçlendirdik, hastalıklı genleri onardık falan diye haberler sızdırmıyor mu, sızdırıyor… O halde?
  • Çok ilerledik, çook. Her yerde patent patlaması yaşanıyor. Türkiye’de bile sentetik DNA işi yapan şirketler var.
  • Kısacası çözeriz DNA dizilimini formülünü, başlarız “gen editörlüğüne”, dizer dizer insan da yaparız, başka canlıları da.
  • Topa tüfeğe gerek yok artık, dijitlerle, genlerle dünyayı istediğimiz gibi yoğururuz… O iş bizde…     tadında bir “sınırsızlık, hadsizlik, şuursuzluk, doymazlık” içinde olsak da şu anda geldiğimiz durum; 
  • Ufacık bir virüsü hala çözemedik. Testi, aşısı, ilacı aylardır bulunamadı. 
  • Hepimiz, büyük bir çaresizlik ve kederle, topyekûn evlerimize tıkıldık, kaldık. 

Çünkü bir kez daha görüyoruz ki coğrafya, ülke, milliyet, mülkiyet, cinsiyet, ırk, yaş, para, güç, vb. fark etmeksizin hepimiz sadece insanız.
 
Hala çok “aciz” varlıklarız.
 
Kitlesel bir etki, şok, kriz karşısında tamamen manipülasyona açığız ve cahiliz.
 
Onca gelişmişlik naralarına rağmen;
 
- Doğum-ölüm nedir?
- Nereden, neden, nasıl, ne için dünyaya geliyoruz?
- Neden ölüyor, nasıl, ne için, nereye gidiyoruz?
- Biz insanlar neyiz ve görevimiz, var oluş sebebimiz ne?
 
gibi büyük soruların yanıtını çözebilmiş değiliz.
 
Bunu çözünceye kadar da debelenmelerimiz sürecek ya da fişimiz, kim bilir ne zaman, bir kez daha çekilecek…
 
O zamana kadar arayışa, denemelere devam…  
 
Sokrates’in dediği gibi “bildiğimiz şey, hiçbir şey bilmediğimizdir” noktasına dönüyoruz.
 
Özetle, size katılıyorum. Büyük bir belirsizliğin içindeyiz.
 
O halde sizinle yaptığımız bu söyleşi de tüm diğer çalışmalar da “düşünce egzersizi” olarak kabul edilmeli.
 
Sadece hepimiz farklı alanlarda derinleşmeye gayret ediyoruz.
 
Benim derinleşmeyi seçtiğim alan “gelecek senaryoları”. Bol bol olumlu-olumsuz, yakın-uzak olasılık geliştirmek, yorumlamak. Gelecek bilgisi çoğaltmak, paylaşmak, yaymak….
 
*Siz, 95’den beri Fütüristsiniz… Kitaplarınız var, Türkiye’de bu konuda konferanslar veren birisiniz… Soruyorum:
 


Aslında ben 14 yaşında iken okuduğum Tanrıların Arabaları kitabından beri gelecek takıntılıyım.
 
“Şu şudur, bu budur!” tespitlerinden oldum olası hoşlanmam.
 
Hep içimden “nerden biliyorsun, ne biliyoruz?” sorusu geçer.
 
1995 ise Fütürizm’le tanıştığım ve “Aa ben de böyle düşünüyorum” dediğim ve geleceği daha disiplinli çalışmaya başladığım zaman. 
 
Sonrasında ODTÜ’de Ekonometri okudum. Uzun yıllar teknoloji sektöründe üst düzey yöneticilik yaptım. 2006’da kendi dijital iletişim ve yazılım şirketimi kurdum. Gençlerle harika bir ortamımız var. Kızımla birlikteyiz, aile şirketi. Onu büyütürken o kadar yoğun çalışıyordum ve o kadar özlüyordum ki ilahi adalet sonunda bizi böyle kavuşturdu sanırım.
 
2005’te Kurulan Türkiye Fütüristler Derneği’nde başkanlık yaptım. 2008’de herkesin dalga geçmesine aldırmaksızın Türkiye’nin ilk Fütüristler Zirvesini gerçekleştirdim. Jacque Fresco gibi bir deha ile bir hafta geçirmek şansını yakaladım. Şu anda olanları görüyorsa, mezarında zıplıyor ve “ben sizlere bunları hep anlatmıştım” diyordur!...
 
Halen Dünya Fütüristler Birliği’nin aktif üyesiyim. Forbes’ın Dünyanın En Etkili 50 Kadın Fütüristi arasında gösteriliyorum.
 
57 Yaşında “İnovasyon ve Girişimcilik” master’ı yaptım. Tez konum T-İnsan’dı.
 
T-İnsan aynı zamanda “gelecekte sürdürülebilir işin olsun” isteyen kişilere bir dönüşüm modeli olarak önerdiğim kitabımın adı. Çok önemli. Şu anda okumak, anlamak ve uygulamak için tam zamanı. www.t-insan.com dan incelenmesini rica ediyorum.
 
2006’den beri bugün artık herkesin gündemine düşen konularla ilgili sabahları 3-4’te kalkıp, araştırmalar yapıyor, blog, kitap, plan, proje, içerik üretiyorum. Çalışkanlığı ve disiplini çok önemsiyorum. 60 yaşındayım ve hala hiç durmadan çalışıyorum.
 
Bunları kısaca anlattım. Övünmek, PR vb. için değil de çok önemsediğim bu söyleşimizi okuyanların, arka plandaki birikimi hissetmesi için…
 
Okuyucularınızın takip eden kısımları ciddiye almasını, yararlanmasını, kendine çeki-düzen vermesini çok istiyorum. Bütün hayat amacım bu… Her söylediğimi, önerdiğimi vb. kendim de birebir uyguluyorum.
 
Derdim şu; insanlar geleceklerini ciddiye alsınlar ki bundan sonra hep sürecek türbülansları daha az hasarla atlatma şansı yaratsınlar. Gidişat onu gösteriyor, bundan sonra her şey daha da zor daha da karmaşık olacak. Öyle gelecek, eğer elimizden geldiği kadar hazırlanmazsak…
 
 *ŞU anda yaşadığımızı “multi küresel bir kriz”?
 


Şu anda net olarak görüyoruz ki 1930 Buhranına ve İkinci Dünya Savaşına benzeyen ama etkisi onlardan daha yüksek ve karmaşık bir süreçteyiz. Tam anlamı ile küresel bir kriz içindeyiz.
 
Önceki krizler, savaşlar vb. nispeten bölgesel ya da belli konularda sınırlı kalabilmişti. Dünyanın bazı ülkeleri, daha az etkilenmişti. Oysa şu anda COVID-19’dan etkilenmeyen tek bir birey, iş, alan, ülke, toplum hatta canlı/cansız nesne kalmayacak.
 
Olay sadece sağlık etkisi, salgın değil. Bunun sırasında ve sonrasında hayatımızın her noktasında yaşananlar, yaşanacaklar. 
 
Kendimizi adadığımız bütün değer sistemleri, ilişki, iletişim, çalışma, öğrenme biçimleri dönüşecek. Geri dönüş yok. Büyük bir “Küresel Pardoks” içine girdik. Aynı anda,
 
- Hem küresel, hem lokal kriz yaşıyoruz.
- Birbirimizden fiziksel olarak hem uzaklaşıyor hem yakınlaşıyoruz.
- Özlediklerimize kavuştuk ama şimdi de sıkılıyoruz.
- Bıktıklarımızdan uzaklaştık fakat şimdi kaybetme korkusu, yoksunluk hissediyoruz.  
- Zenginliğe özenmiştik parayla bir şey yapamadığımızı görüyoruz.
- Güveniyorduk, şimdi hiç güvenemiyoruz.
 
Kısacası ekonomik, sosyal, psikolojik, teknolojik, ekolojik olarak bu krizin dokunmadığı, sarsmadığı tek bir alan kalmayacak. Günler, haftalar, aylar geçtikçe bunları çok daha net algılayacağız. Bu salgın ötesi, tertemiz bir kriz.
 
Laf olsun diye “her şeyin başı sağlık” deyip, duyarsızca koştuk durdu ve işte buyurun; Corona ile sağlıktan imtihana tabi tutulduk. Sınıfta kaldık!.. Hepimiz evlerdeyiz… İnşallah, şimdilik…
 
Bir müddet sonra da “adalet, eşitlik, iyilik, sevgi böcekliği” diye diye açlığa, sefalete, göçlere terk ettiğimiz insanların çektiği “açlıkla” terbiye moduna geçeceğiz. Hiç kuşkumuz olmasın.
 
Yakın gelecekte, tedarik zincirlerinde kopmalar, mal-hizmet üretiminde ve sevkiyatlarda kesintiler aksaklıklar başladığında o çöplere döktüğümüz yemekler gözümüze ziyafet gibi görünecek.
 
*Nedir bu? Bir “Gelecek tatbikatı” mı?
 
Evet. Yaşananlar adeta ve tam bir simülasyon. Sanki bir tuşa basıldı ve “hadi bakalım bir kriz çıktığında şu dünyalılar ne yapacaklar, görelim” dendi.
 
Hep beraber görüyoruz. Tekrarlamaya gerek yok. Şimdi ve hemen kriz sonrası veri toplayıp, analizler, planlar yapacağız. Bunları yaparken de inovasyon, yaratıcılık, çalışkanlık, disiplin, yardımlaşmak, paylaşmak, saygı, duyarlılık, soğukkanlılık, tutarlılık en üst değerlerimiz olacak. Olmak zorunda!
 
Pek çok şeyi tamamen yıkıp, bozarak, yeniden, sil baştan kuracağız. Kurabilmeliyiz. Hem de çok hızlı…  Çünkü zaman yok, diğer krizler kapıda bekliyor… O yüzden bu tatbikatı, provayı çok iyi değerlendirmemiz lazım.
 
*Corona salgını, fragman tadında bir “öncü sinyal” mi? Bunun gerisi mi var?
 


Üstelik de çook kuvvetli bir öncü sinyal, işaret fişeği.
 
Aslında her ne kadar bu yaşadıklarımızı çok büyütsek de henüz bunlar, bundan sonraki sorunlu dönüşüm alanına geçişimizin kapı kolu bile değil.
  
Daha çook öğreneceğimiz, şaşıracağımız şey olacak!
 
O kadar çok kriz kapıda bekliyor ki!
 
Zaten onlar da kısmen başlamıştı. Görmezden geliyorduk, halının altına süpürüyor, çöpe atıyorduk.
 
İklim krizi, su krizi, doğa felaketleri, yangınlar, depremler, tsunamiler, yanardağlar, savaşlar, göçler, siber saldırılar, otonom&kimyasal silahlar, kadına-çocuğa-canlıya şiddet, sosyolojik çöküşler ve tabii ki yeni salgınlar vb.
 
- Uff! Amma da iç kararttınız, zaten canımız dar. Bu ne şimdi böyle ya! diyeceksiniz.
 
Büyük ihtimalle okuyanlar da diyecekler…  Deyin vallahi… Yılmayacağım. Pes etmeyeceğim. Kendimi sevimsizleştirme pahasına ısrarla dikkat çekmeye devam edeceğim.
 
Duymak istenilenleri değil, duyulması, anlamamız gereken gerçeklerimizi inatla tekrarlayacağım, çünkü “hala yapabileceğimiz şeyler olabilir!!!”
 
Yapmazsak, yapamazsak ne olacağı belli. Tanrı ya da bizi her ne yarattı ise “delete” tuşuna basacak artık!.. Bıkmaya başlamıştır çoktan biz, insanoğlundan…
 
*Peki sizin düşünceniz ne? Corona Salgını özellikle mi 2020’ye denk getirildi? Birileri, beklediler beklediler bu yılı mı buldular?
 
 *2020’nin özelliği ne?
 
 *Sizce o “birileri” kim?
 
Valla, 2020 dünyanın 5N1K’sını belirleyen Amerika’nın seçim yılı (“idi” diyebiliriz kısa bir süre sonra). Sadece bu bile bir çok komplo teorisi, olasılık üretmek için yeter de artar!
 
Salgına patlayıncaya kadar olanları bir düşünelim;
 
- Çin, Amerika ve Rusya arasında ısınan siber sular, ilan edilen siber duvarlar yeni versiyon bir soğuk savaşı başlatmıştı bile.
 
- 5G için yapılan kavgalar,
- Yenilenebilir enerji için coşan ataklar,
- Kuantum bilgisayar denemeleri,
- Uzay yarışında yükseltilen vitesler,
- Petrol için yapılan son sömürme hamleleri vb. nerelere varmıştı, hatırlayalım…
 
Ve sonunda birileri tuşa basmış, kazık fren yapmış gibi görünüyor, bakalım sonuç ne olacak?
 
Tuşa basan Çin-Rusya gibi görünse de “salgını” Amerika Trump’dan kurtulmak için kurgulamış olabilir. Artık dünyada Amerikanın parmağının olmadığı tek bir kötü olay kalmadığına inanıyorum. Bu yorumumda ODTÜ’lü devrimci damarın etkisi olabilir tabii ama objektif bakan pek çok düşünür, uzman da aynı kanaatte artık.
 
Salgın sırasındaki duruşu ile Trump ve benzerleri, daha doğrusu “G20” fotoğraflarındaki çoğu petrol, silah, uyuşturucu, ilaç sömürgenliği ile beslenen “kendilerinden illallah denmiş liderler” tabutlarına Corona marka çivi çakıyor gibiler.
 
Corona’dan sonraki on yılda miadı dolan dünya liderlerinden ve petrolden kurtulacağız.
 
Haa bir de hayvanları katletmeyip, laboratuvar etleri, gıdaları yemeye doğru ilerleyeceğizJ Bunu da araya sıkıştırayım. Herkes en çok bundan tırsıyor çünkü, nedense?..
 


*Bazı fütürist yayınları ve konuşmacıları izliyorum… Tanımlanmayan bir “özne”den söz ediyorlar. “Onlar” diyorlar, “Birileri” diyorlar… Kim o “birileri”? Dünyanın geleceği için karar veren güç odakları mı var?
 

Ah bir bilsek! Belki de tüm sorunlar hallolacak!...
 
Kuşkusuz bir yaratan var.
 
Tüm bu muazzam sistemi kurgulayan bir yetkili makam, bir konsol olduğu belli de acaba onun 5N1K’sı ne?
 
Düşünsenize Bilim insanları daha evrenin %4’ünü keşfedebilmiş durumdayız diyorlar. Evren dediğimiz ve bizim içinde sadece bir zerre olduğumuz büyük kurgunun %96’sını bilmeden ilerlemeye çalışıyoruz.
 
Ben son yıllarda ciddi ciddi şöyle düşünüyorum ki böyle düşünen epey de insan var;
 
Dünya SimCity gibi bir oyun. Konsolun başında da o meşhur aileleri kontrol edenler yani  onları kodlayanlar, joystickleri ellerinde tutanlar var. 
 
*Zıvanadan çıktığım, “Yok artık daha neler!” dediğim, benim için inandırıcılığını kaybettiği nokta bu… Rockelfeller gibi ailelerden söz ediliyor, büyük teknoloji, büyük sağlık kuruluşları, … Siz bir fütürist olarak bu tür iddiaları nasıl karşılıyorsunuz?
 
Büyük gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum ama bir önceki soruya yanıtımla beraber.
 
Bunca şey kendi kendine olamaz! Mutlaka bir algoritma çalışması lazım.
 
Şimdi yapay zekayı, robotları çözümlerken görüyoruz ki cansız nesnelere zeka konabiliyor, onlar da eğitilebiliyor.
 
Öğrenmeleri, deneyimlenenler ilerledikçe inisiyatif kullanabiliyorlar. Ama yine kendilerine yüklenen kriterlere göre karar verebiliyorlar… 
 
Mesela şu anda Corona için “test test” diye yırtınıyoruz. Milyarlarca test sonucu toplanıyor,ortak havuzda paylaşılıyor.
 
Tüm dünya müthiş bir genetik ve sosyal, fizyolojik vb. bilgi havuzuna deli gibi veri akıtıyor. Bunlarla neler yapılabileceğini düşünmemiz lazım..
 
Çabucacık ilk akla gelen,
 
Bundan sonraki medeniyetlerin kontrolü genetik formülleri yönetenler olacak çünkü….
 
*Nüfus azaltma ve yaşlıların yükünden kurtulma projesi mi bu? Özellikle mi 2020’ye denk düşürüldü?
 
Evet, bir faktör olduğunu düşünüyorum. Dünya finans sitemleri, üretim, tüketim, hastalıklı-bakıma muhtaç yaşlı nüfus aşırı şişmişti, bu konu da aradan çıkarılmak istenmiş olabilir. Böyle çözebilir miyiz acaba bir kısmını diye planlanmış olabilir.
 
Eğer 2020 seçilmiş bir yıl ise ki öyle olduğuna dair epey işaret var, en önemli sebebi ABD seçimleridir diye düşünüyorum.
 
*2030 ne ifade ediyor? Şu on yılda (2020-203 arası) sanayi ve internet devriminden sonra bir başka eşik mi geliyor?
 
2030 sonrası inşallah biraz nefes alacağımız, daha bilinçli olduğumuz yılları ifade ediyor.
 
2020-2030 arası ise tam anlamıyla bir paradigma dönüşümü geçirdiğimiz,
 
- İnsani değerlerimizi büyük ölçüde yeniden kazandığımız,
- Daha azla yetinmeyi, paylaşmayı-dayanışmayı becerdiğimiz,
- Daha güzel yıllara doğru ilerlediğimiz  dönemi anlatıyor.
 
2020-2030 arasında;
 
- Tam dijitalleşmeye, online’a geçmek,
- 5G ağlar hatta kuantum bilgisayarlarla donanmak,
- Yapay zeka, robotlar, nesnelerin interneti ile yaşamaya alışmak,
- Dikey çiftliklerde çiftçi olmak,
- Laboratuvarlarda et-gıda üretmek,
- Seyahatlerimizin çoğunu sanal gerçeklikle yapmak
- Eğitim, öğretim, çalışmak, tasarlamak, üretmek vb. tüm fonksiyonları uzaktan yapabilmek
- Drone’lar, uçan, otonom araçların binlerce çeşidini icat etmek ve kullanmak
- Mars’ta ilk koloniler ve uzay seyahatleri, uzay istasyonları için ataklar yapmak
 
gibi konularda çok ama çok çalışacağımız bir minimum 10 yılımız var. Üstelik önceki kısımlarda bahsettiğim krizlerin eşliğinde… Ha gayret insanlık… Gelecek senden gayret bekliyor…

 *Bu eşiğe girmeden, yaşlılardan, zayıflardan güçsüzlerden, teknolojiye ve geleceğe uyum sağlayamayanlardan kurtulmak mı isteniyor?
 
Evet. Zorunlu seleksiyon artık böyle yapılacak diye okuyorum ben tüm yaşananları ve yaşanacakları.
 
*Böyle bir mesajın yayılması kötü değil mi? Fena ve ilkel buluyorum… “Yaşlılar ölsün!” demek değil mi bu?
 
Evet kesinlikle ilkel. Bunu çözemiyor olmamız utanç verici. Ancak bir taraftan da hem kötü, hem değil. Büyük farkındalık yaratıyor. Keşke yaşlılar duymadan, anlamadan yapabilsek, ama onun da şimdilik çaresi yok.
 
Zaten hepimiz “öleceğimizi” ta başından beri biliyoruz. İnsanoğlu adaptasyon gücü çok yüksek bir varlık. Öleceğini biliyor ve ölmeyecekmiş gibi yaşıyor. Yaşlanmak yaşam denen sürenin sonları. Bunların hepsi gerçek ve hepimiz yaşıyoruz. Artık bu konulara daha realist bakacağız, bakmalıyız. Öyle sistemler kurmalıyız ki yaşlıları uzun yaşlandıklarına pişman etmeden yaşatabilmeliyiz. Gençlere de yük üstüne yük eklemeden yaşamak için özgür bırakmalıyız.  Odaklanmamız gereken bu. Dünyanın artık böyle bir konusu da var ve “mış” gibi davranmadan ele alınıp çözülmeli.
 
*Ayrıca içinde teknolojiye, tapınma da içermiyor mu? Teknolojiye hakim olan ama hayat hakkında bilgisi olmayan nice insan var… Teknolojinin bu kadar yüceltilmesi felaket değil mi?
 
 Yok değil. Keşke bu konudaki ön yargılar ve teknoloji alerjisi de bu Corona sayesinde pat diye değişse…
 
Buradaki konu teknoloji değil. Teknolojiyi kullanma becerimiz ya da beceriksizliğimiz. Yani sorun yine ve her zaman “insan”!
 
Şu anda İtalya’dan pek çok arkadaşımız anlatıyor. Köylerde, hatta şehirlerde, evlerinde kendi kendilerine Corona’nın yanı sıra; temizliklerini, kişisel bakımlarını yapamadıkları, ilaçlarını içemedikleri, aç kaldıkları, düştükleri için vb. ölen yaşlılar buluyorlarmış.
 
Düşünsenize o yaşlıların evleri sensörler, kameralar, otomatik iletişim cihazlarıyla gözlenebilse, her şey ne kadar farklı olurdu…
 
*Siz, “Zor oyunu bozar” yazınızda neyi anlatmaya çalışıyorsunuz?
 
Gelecek epeydir nasıl geleceğine dair iyi ve kötü sinyalleri veriyor. Hatta işaret fişekleri atıyor.
 
Kendine Fütürist diyen bir sürü insan da en az son 5-10 yıldır çok net senaryolarla  bunları yaymaya çalışıyor ki biri de ben oluyorum. Buna rağmen, onca teknolojiye, iletişime, kaynağa, olanağa vb. rağmen;  aklımızı başımıza toplayamadık. Kendi irademizle düzelme yoluna giremedik. Alın size! Hepimiz kırmızı kartı gördük işte diyorum.
 
Bari şimdi titreyip kendimize gelelim. Neler neler olacağını, olma ihtimali yüksek olanları bir kez daha sıralıyorum, hadi güzel kardeşlerim, dünyadaşlar, fütürdaşlar silkelenin ve kendinize gelin. En önce kendi aklınıza bir reset atın, bu zamanı iyi değerlendirin, 2030’lara daha güçlü ilerleyelim diyorum.
 
T-İnsan’laşmayı anlayın ve uygulayın diyorum.
 
*Bizler, “açgözlü” ve “doymaz halimiz”le, parayı bütün değer sistemlerinin üzerine koyarak, sizce bu başımıza gelen salgını hak ettik mi?
 
Maalesef kurunun yanında yaş da yanıyor, koala da…
 
Dünya bir bütün.
 
Sessiz kalmak, izin vermek, seyretmek de suça iştirak etmek, kötücül oluşumları cesaretlendirmek oluyor.
 
Dolayısı ile bu olanları, olacakları hepimiz fazlasıyla hak ettik aslında. Artık çok geç! Bununla kurtulursak şükredelim.
 
Neydi o halimiz? İyice zıvanadan çıkmış, farkındalık adına yerlerde sürünmeye başlamıştık.
 
Aslında dünyada onca iyi şey, insan, olan-biten varken kitle iletişim araçları ve sosyal medyayı tamamen cinayet, şiddet, dolandırıcılık, ahlaksızlık, küfür-kıyamete tahsis etmiştik. Gözümüze baka baka yalan söyleyenleri yüceltmiştik. “Ayy çok feci, kınıyorum, lanetliyorum, siyah post çıkıyorum ve ben iyi insanım siz diğerleri, ötekiler kötüsünüz” deyip çıkıyorduk işin içinden…
 
Her an her saniye beyinlerimiz kötülükle uyuşuyordu.
 
Onları protesto edecek, inadına iyilik için çalışacak kadar bile parmağımızı oynatmadık.
 
*Corona salganı, dolan bardağı taşıran son damla mı?
 

Evet. Ancak unutmayalım, hem de iri damlalarla dolmakta olan başka bardaklar da var. Yukarıda sıralamıştım hani. Kapıda bekleyen diğer krizler…
 
“Bunu atlattık çok şükür, hadi kaldığımız yerden devam” kafası, hepimizi distopik dediğimiz olasılıklara doğru yöneltir.
 
Lütfen derslerimizi iyi almış olalım. Bundan sonrakiler artık simülasyon olmaz…
 
*İyi bir tarafı da var kı? Birileri, insanlığın kötü gidişatına çeki düzen vermek için mi başlattı bu salgını… Aklımızı başımıza toplayalım diye mi?
 
 Hala iyilik enerjisi daha yüksek ve güçlü sanırım.
 
Aslında bu olaya şu anda kötü diye bakıyoruz çoğumuz. İnşallah atlattığımızda ve eğer iyi insanlar olmaya evrilmeye başlarsak “iyi ki” diyeceğimiz pek çok şey göreceğiz…
 
Bunlar çok değerli zamanlar. Felaketlerin ön gösterimi gibi. Müthiş yararlanabiliriz, önlemler alabiliriz.
 
Salgınlarda, felaketlerde kaybettiklerimiz de bize bu öğrenme, uyanma fırsatını veren “gelecek şehitleri” aslında benim gözümde… Milleti, ülkesi fark etmez, hepsinin mekanı cennet olsun.
 
*Bazen “İyi ki de oldu, iyi ki geldi bu virüs zihnimizde ve alışkanlıklarımızda yıkıcı bir sorgulama başlatacak!” diyor musunuz gerçekten?
 
Gerçekten ve tüm kalbimle diyorum.
 
Şimdi birçok kişi “Bu kadın kafayı iyice yemiş. İlgi çekmeye çalışıyor vb.” gibi ezbere, şablon şeyler söyleyip, düşünecek.
 
“Çarpılırsın, başına gelsin de görürsün inşallah!” falan diyenler çıkacak. Desinler. Umrumda değil. Sahiden değil. Alıştım artık. Sırça sarayda yaşamıyordum, bundan sonra da yaşamayacağım. Kimse kimsenin nelerle uğraştığını bilemez. Tam da bu kafaları değiştirmemiz lazım işte.
 
Neyse, 2006’dan beri yırtınıyorum. T-İnsan’da bir bir anlattım. Bloğumu sosyal medya postlarımı vb. okusunlar, vidolarımı izlesinler.
 
Dönüşümü bir şeylerin başlatacağı belli idi. Bir tetikleyici olmalı idi. O düzen öyle gidemeyecek kadar kokmuştu… Sürdürülebilir değildi.
 
Olacak olan Corona imiş, oldu. Bu kadar…
 
*”Endüstri 5.0” nedir? Onun ayak sesleri mi bu?
 
Evet. Tam anlayabilmek için merak edenler şu linkten incelesin (ki herkes etmeli aslında)
 
Aşağıda tüm dönemlerin listesi var. Oldukça anlaşılır. Daha detayını Google Hazretlerine bırakıyorumJ 
 
Endüstri 1.0
Su ve buhar teknolojileri ile çalışan makinelerle endüstriyel üretim
 
Endüstri 2.0
Elektrik, montaj hatları ile kitlesel üretim
 
Endüstri 3.0
Otomasyon, bilgisayarlar ve elektronik ile otomatikleşme
 
Endüstri 3.5
Küreselleşme, üretimin düşük maliyetli ülkelerde yapılması
 
Endüstri 4.0
Bugün – Dijitalleşme. Süreçlerde birbirine bağlı cihazların, veri analizinin ve yapay zekanın kullanılması
 
Endüstri 5.0
Gelecek – Kişiselleştirme. İnsan-Makine işbirliği. İnsan zekâsının bilişsel yetenekler de
kazandırılmış bilgisayarlarla uyum içinde çalışması. Kişiye özel, özgün üretim yapabilmeleri için makineleri eğitmek üzere, üstün becerilere sahip insanların endüstriyel üretime geri dönmesi.
 

*Sürekli şu iki kavramdan söz ediliyor… Singularity/ Teklilik ve Transhumanizm… Bunlar nedir? Kısaca, anlayabileceğimiz gibi anlatın…   “Yapay zeka”nın hayatımıza daha çok girdiği, insanımsı varlıkların daha çok olduğu bir çağ mı sözü edilen?
 

2050’ler civarında, teknoloji ile o kadar bütünselleşmiş olacağız ki karşımıza insan görünümünde bir varlık çıktığında onun organik bir insan mı, yoksa bir “insansı” mı olduğunu ayırt edemeyeceğiz.
 
İnsanlara yapay organlar, genetik, dijital müdahaleler yapıldıkça, robotlara ve nesnelere insansı özellikler ilave edildikçe yeni bir tür gelişecek. İşte bu evreye “Tekillik – Singularity” çağı deniyor. Bayraktarlığını Google’ın Baş Mühendisi ünkü mücit ve dahi Ray Kurzweil yapıyor. Üniversitesi bile var, ilgilenenlerin incelemesini hararetle öneririm.
 
*Nedense hep bir felaket portresi çiziliyor… “Yapay zeka, işlerimizi elimizden alacak!” deniyor, insanlara çipler takılacak, insanlar güdümlü olacak, yönetilecek, isterse bir düğmeye basılıp hayatları son bulacak, çocuklar, gençler evde on line eğitim alacak, anneler- babalar tam ne eğitim aldıklarını bilmeyecek, elektronik paraya geçilecek filan…
 
Ama bunlar felaket değil ki… Doğal olarak zihnimizin benimseyemediği, çok büyük değişiklik gerektireceği için korktuğumuz, gelecekle gelecek dediğimiz durumlar. Ve işte çat diye hayatlarımıza girmeye de başladılar.
 
Şimdi odaklanmamız gerekenler, bunları nasıl daha iyi, verimli, insan sağlığına, doğaya uygun, uyumlu, yararlı biçimlerde geliştirebiliriz olmalı. Bunun için de yeni beceriler kazanmalıyız. Yepyeni şeyler öğrenmeliyiz. Kuru kuru eleştirmeyi, oturduğumuz yerden ahkam kesmeyi bırakıp, kolları sıvamalı, beyinleri açmalıyız.
 
“Elektronik paraya inanmıyorum, Blockchain hayatta mümkün değil!” gibi bize tükürdüğümüzü çok kısa sürede yalattıracak şeyler söylemeyip, neymiş yahu bunlar diye öğrenmeye bakmalıyız.
 
İnterneti, online erişim olanaklarını kendi versiyonlarımızı yükseltmek için etkin kullanmayı öğrenmeliyiz.
 
Bir taraftan uzay istasyonları, Mars’ta koloni kurma ve ölümsüzlüğe çare aramalar; bir tarafta koyun gibi güdümlü yaşayan bir insanoğlu… Siz nasıl değenlendiriyorsunuz? Bir şeyleri beceremezsek, bu testleri iyi veremezsek, geleceği doğru yönlendiremezsek başımıza gelecek olan felaket mi, distopya mı?
 
 Evet. Bunu bu kadarla geçmek yeter. Zaten çoğunluğun en iyi yaptığı şey konunun bu tarafına kafa patlatmak. Bir de benim köpürtmeme gerek yok. Diğer, zor olan tarafı beceremezsek başka ne kalıyor geriye?.
 
*Daha adil, daha durulmuş, olgunlaşmış, sadeleşmiş, yalınlaşmış yaşam biçimleri nasıl mümkün peki… Şu dünyadaki başkanlarına baksanıza…
 
Bu soruyu Corona’dan önceki dönemlerde sorsa idiniz uzun uzun anlatırdım. Konuşurduk üzerinde.
 
Ancak şimdi, tatbikatta olduğumuz, hepsinin süngüsünün düştüğü, hatta karantinaya girdiği bu günlerde sularının ısındığını görüyoruz değil mi?
 
Dünya onlardan kurtulmak istiyor ve kurtulacak. Bambaşka bir anlayış hakim olacak, olmalı. Onların dönemi tamam artık! Yetti!
 
Ufacık çocuklar bile kendini paralıyor “düşün yakamızdan, bi çekin gidin, geleceğimizi mahvediyorsunuz!” diye yırtınıyor.
 
Eski dünya düzenini sürdürmeye çalışanlar ancak ve ancak “uzatmaları oynayacak” sonra da çekip gidecekler.
 
Tıpı tarihtekilerin gittikleri gibi. Süreç hızlandı. Tahta yapışanların tahtları çatırdamaya başladı.
 
*Bu zamanları “Corona Öncesi” ve “Corona Sonrası” diye anacak mıyız? O kadar can alıcı mı şu yaşananlar?
 

*”Corona’dan Sonra” daha çok yapacaklarımız neler? Bizi nasıl bir dünya bekliyor?
 
Hibrid (her konuda) yaşama geçeceğiz.
 
Otodidkat (self learning, self thinking, kendi kendine düşünme, öğrenme) öğreneceğiz.
Daha cesur, akıllı, paylaşımcı, algoritmik düşünen T-İnsanlara dönüşeceğiz.
 
Teknolojik yetkinliklerimizi arttıracak, takım oyuncusu olmaya adapte olacak, tasarım kabiliyetlerimizi yükselteceğiz. Yepyeni becerilerle önce kendimizi dönüştüreceğiz.
 
Sadeleşecek, küçülecek, içimize kapanacağız (ülke olarak da).
 
Kadınlar Corona Sonrası dönemin yüksen ve güçlenen cinsi olacak.
 
Kentler daha da fazla akıllı sistemlerle donanacak, sensörler, izleme aygıtları, yaygın cep telefonu konum takibi ve her yerde yüz tanıma cihazları ile “gözetim yeni normalimiz” olacak. Bunlar iyi ve kötü amaçlar için kullanılacak. Şimdilik salgın-suç önlemek-korumak için deniyorsa da ilerideki olası, kısıtlayıcı ve baskı kurmaya dönü versiyonları için büyük kavgalar verilecek.
 
Corona Sonrası yakın geleceğin en sıcak konuları;
 
5G, blokchain ve dijital para sistemleri ile yenilenebilir enerjinin yaygınlaşması sayesinde dünyanın, sosyal devlet yapısına, UBI’ye (Universal Basic Income – Evrensel Temel Gelir) geçmesi olacak.
 
Siber güvenlik, laboratuvarlarda ve şehir çiftliklerinde gıda (et-bitki) üretimi, über otomasyon ve “5. Endüstri Devrimi” bunlara eşlik edecek.  
 
Kapitalizm Dijital Medeniyetlerin isterlerine göre evrim geçirecek. En ufak ölçekten en büyüğe kadar tüm alanlarda kaynaklar tam dijital transformasyona (büyük ölçüde online-otonom-demokratik olmak üzere) yönlendirilecek. İnsanlık “hibrid” iş/yaşam formlarına geçecek.
 
Hemen hemen tüm ülkeler neredeyse seferberlik ilan edecek.
Büyük bir 5G’ye, yenilenebilir enerjiye geçme ve tam bir online iş/eğitim/sağlık/yaşam hamlesine girişilecek. Tüm altyapılar gözden geçirilecek.
 
Tüm bunların yanı sıra “filantropi – yardımseverlik”  ve paylaşım ekonomisi müthiş yaygınlaşacak.
 
2020-2030 arası on yılı atlattıktan sonraki on yıllarda da geride kalanlarla ve aramıza yeni katılan insanlarla, insansılarla ve canlımsılarla yepyeni yaşam formlarına geçeceğiz.
 
2000’lerden bu yana “gelecekte şöyle olacak”, “gelecek böyle böyle gelecek” dediğimiz ve “Singularity-Tekillik”, "Transhumanizm" diye özetlediğimiz dönüşüme adapte olacağız.
 
Eğer bugünkünden daha akıllı ve iyi olmayı başarabilirsek; 2040-2050’lere doğru, daha sürdürülebilir bir dünya inşa etmek yolunda önemli adımlar atmış olma ve “Gelecek Güzel Gelecek” sözümü doğrulama ihtimalimiz hala var...
 
*Sizce gelecekten bekledikleriniz aşırı iyimser değil mi?
 
Temkinli iyimserlik diyelim. #GelecekGüzelGelecek

Röportajın Ayşe Arman Blog'daki yayınlanan versiyonu için buraya tıklayınız. 
 

******************
 

Bu konuda şunları da okumanızı, seyretmenizi öneriyoruz;  


Yazılar:

Corona; “Zor oyunu bozar!..” Bundan sonra “azar azar" - Corona sonrası hayat! - Ufuk Tarhan - Article..
 
Corona; "The Tough One Spoils the Game!.." by Futurist Ufuk Tarhan 
 
Fütürist Ufuk Tarhan: Bir çağ atlıyoruz, değişime hızla yanıt verenler hayatta kalacak (Posta - Işıl Cinmen)

Ayşe Arman, Ufuk Tarhan Corona öncesi/sırası/sonrası röportajı; Dünyalılar olarak Corona tokadı yedik!

Jale Özgentürk ile Ufuk Tarhan röportajı; Açgözlü büyümenin sonu mu geliyor? (Cumhuriyet)

Küresel salgın sonrasında yeni bir dünya düzeni bekleniyor mu? Covid-19 uluslararası siyaseti ve küresel ekonomiyi nasıl dönüştürecek? (Panoroma - Kadir Has Üniversitesi)

50 Yıl sonra ne olacak? - Ufuk Tarhan  Işıl Cinmen söyleşisi (Posta)

Videolar - TV röportajları:

Korona dünyayı değiştirecek!... (Show TV Ana Haber - Ece Üner) 

Fütürst Ufuk Tarhan'ın Corona Öncesi, Corona Sonrası değerlendirmeleri  (NTV - Mete Çubukçu)  

Fütürst Ufuk Tarhan'dan Corona Salgını hakkında çarpıcı yorumlar (TV 100 – Ahu Özyurt)...
 
Corona Sonrası dünya - Ekotürk, Ufuk Tarhan - Murat Tufan

2020'de öne çıkacak 10 Trend - Ekotürk, Ufuk Tarhan - Murat Tufan (31.12.2019 

 

******************

Ufuk Tarhan'ın T-İnsan kitabı için > http://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.


 

0 Yorum

Bir Cevap Yazın