Dekarbonizasyon ve Dijital Dönüşüm Çağı - Fütürist Ufuk Tarhan
9085 görüntüleme
Ufuk Tarhan’ın sosyal medya hesapları:

Geleceğin Enerjisi ve Dekarbonizasyon



2020, daha doğrusu COVID-19 pandemisi,  insanlık için kitap ayracı gibi belirleyici; öncesi-sonrası diye düşünmemizi gerektirecek kadar özel bir yıl oldu.

Pandemiden önce başlamış ve zaten hızlanmakta olan dijital dönüşüm, pandemiden sonra daha da hızlandı ve kişisel, kurumsal, toplumsal ölçcekteki tüm gelecek planlarını değiştirdi. Bütün katmanlarda sürdürülebilirlik kaygılarını yükseltti, yenilenme ihtiyaçlarını daha da belirgin biçimde su yüzüne çıkardı. Kısacası Pandemi “Sürdürülebilirlik, hijyen/temizlik ve yenilenebilirlik” konularını tartışmaya kapattı, bunları insanlığın temel ve öncelikli meselesi haline getirdi.
 
Hiç kuşku yok ki dünya artık bir 2D dönemine  “Dijitalleşme, Dekarbonizasyon” diyebileceğimiz yeni bir teknoloji ve enerji devrimi geçirmekte.
 
Dijitalleşme genetik dahil canlı, cansız her şeyin dijitlerle ifadesini; Dekarbonizasyon da yenilenebilir enerji kaynaklarının artması ve temiz enerji kullanan ekonomiye geçişi ifade ediyor.
 
Dünyanın önce sanayi, ardından bilişim, internet devrimleri sonrasındaki yükselişine enerji sağlayan kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların dönemi artık kapanmak zorunda. Bu tür enerji kaynaklarını kullanarak kurduğumuz tüm tasarım, üretim, dağıtım, tüketim sistemlerinin hem çevre hem de insanlık ve diğer canlıların sağlığı için zararlı, inkâr edilemez sonuçlarını bilimsel verilerle algıladığımız, kabul etmek zorunda kaldığımız bir dönemdeyiz.
 
Bize bunu çok net şekilde anlatan en önemli kanıtlardan;



- Biri neredeyse durdurulamaz noktalara ulaşmış olan küresel ısınma ve çevresel felaketler.
 
- Bir diğeri de fosil temelli enerji kaynağına bağımlılık yüzünden dünya barışının ve adil kaynak paylaşımının aldığı ağır hasarlar, jeopolitik krizler ve savaşlar. 
 
İşte tüm bu nedenlerle insanlık “enerji” konusunu daha fazla halının altına süpürüp sorunları erteleyemeyeceği kritik bir eşiğe gelmiş durumda.
 
Gerek Birleşmiş Milletler’in yayınladığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gerekse de Paris Anlaşması, insanlığın önüne 2030’a kadar küresel ısınmayı 2 derecenin altında, 1.5 derece seviyelerinde tutmak gibi son derece ciddi hedefler öne sürüyor. Bu seviyelere ulaşabilmek ise ancak ve ancak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlenerek sera gazı etkisini, kısaca karbon emisyonunu düşürmekle mümkün olabilir görünüyor.
 
Yanı sıra özellikle ülkemizi çok yakından ve fazlası ile ilgilendiren Avrupa Birliğinin “Green Deal – Yeşil Mutabakat ya da Yeşil Anlaşma” olarak açıkladığı bir dizi düzenleme hazırlığı var. Bu anlaşma ile de uluslararası ticari faaliyetlerden kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltmak için karbon vergisi ve sınırda karbon düzenlemesi gibi önemli yaptırımların devreye alınması planlanıyor. Yeşil Mutabakat ile Avrupa’nın 2050 yılına kadar ilk karbon nötr kıta olması hedefleniyor. Tam bir zaman verilmemiş olmasına rağmen Haziran 2021’de kuralların netleşmesi ve kısa bir süre içinde de uygulamaya geçilmesi bekleniyor.
Tüm bunlar, ülkemizi ve AB ile ticaret yapan bütün sektörlerin uluslararası rekabetini büyük ölçüde etkileyecek. En fazla etkilenmesi beklenen alanlar tabii ki inşaat, tarım, gıda ve tekstil gibi karbon emisyonu en yüksek olanlar olacak. Hem büyük ana üretici, dağıtıcı şirketler hem de onlara ürün ve hizmet sağlayan alt sektörler firmalarının hiç zaman kaybetmeden;
 
- Karbon ayak izlerini hesaplamak,
- Karbon emisyon maliyetlerini hesaplamak ve
- Karbon emisyonlarını düşürecek stratejiler geliştirmek için ciddi çalışmalar yapmaları gerekiyor.
 
Olay aslında sadece ticari değil, tüm faaliyet alanlarına yansıyacak. Seyahatlerimiz, eğitimimiz vb. aşı ve karbon pasaportu ile mümkün hale gelecek.
 
Karbon emisyonunun düşürülmesiyle kısaca şu alanlarda olumlu gelişmeler kaydedilmesi bekleniyor;
 

  • Ekosistemin korunması için biyoçeşitliliğin korunması.
  • Tarımın sürdürülebilirlik prensiplerine göre belki de yeni bir devrim geçirmesi. 
  • Güneş, jeotermal, dalga, rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarına yönlenilmesi.
  • Sanayide uçtan uça sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi prensiplerine geçilmesi.
  • İnşaat sektörünün rehabilite edilmesi ve yaşamsal alanlardaki karbon emisyonlarını düşürecek yeni yapılanmaların oluşturulması.
  • Ulaşım araçlarının minimumda karbon emisyonuna sebep olan yeni teknolojilerle değişmesi.
  • Atık yönetimi yapılması ve hava, su, toprak kirliliğinin önlenmesini sağlayacak sistemlerin kullanılması.

 
Karbon emisyonunun düşürülmesinin, dekarbonizasyonun yanı sıra yenilenebilir, temiz enerjiye geçilmesinin bir diğer zorlayıcı sebebi de “Dijital Medeniyetler Çağına” girmiş olmamız…
 
Özellikle COVID-19 pandemisinden sonra iyice hızlanan dijital dönüşüm aslında genetik kodlar dâhil olmak üzere her şeyin, canlı-cansız tüm varlıkların dijitlerle ifade edilmesi, bütün iş, yaşam, ticaret süreçlerinin dijitalleşmesi; blockchain, yapay zekâ ve robotların yaygınlaşması demek oluyor. Genel olarak insanların çoğu bu gelişmeleri, yani teknolojinin yaşamın her boyutuna daha da fazla girmesini “işsizlik yaratacak, özgürlükleri sınırlayacak” ön kabulleri ile olumsuz algılıyor. Ancak 2050’de on milyar nüfusa sahip olması beklenen kalabalık ve ciddi çevresel sorunları olan dünyamızın mevcut ve gelecekteki olası problemlerinin üstesinden gelmek için ileri teknoloji kullanmaktan ve dijitalleşmekten başka çaresi yok gibi görünüyor.
 
Bu durumda da dünyanın tüm bu dijitlerinin birbirine her yerden kesintisiz internet erişimi ile bağlı olması, işlemler yapabilmesi gerekiyor. Bilgi transfer alt yapısı tıpkı elektrik gibi artık vazgeçilmez bir noktada. Bununla beraber tabii ki Blockchain ve 5G hatta kuantum bilgisayarlar da öncelikli yaygınlaşması gerekenler arasında.
 
Bütün insanların, kurumların, makinelerin, canlıların internete hem çok hızlı, hem geniş bant hem de çok ucuz ve kolay bağlanabilmesi, blockchain üzerinden her türlü işin, işlemin neredeyse ışık hızında yapılabiliyor olması gerekiyor.
 
Durum böyle olunca tüm elektronik sistemlerin elektrik gereksinimi katlamalı şekilde artıyor. Örneğin sadece Bitcoin’i ele alsak, işlemlerinin Cambridge Alternatif Finans Merkezi'ne yaptığı açıklamaya göre Bitcoin şu anda yılda yaklaşık 110 Terawatt Saat tüketiyor - küresel elektrik üretiminin % 0,55'i veya Malezya veya İsveç gibi küçük ülkelerin yıllık enerji kullanımına kabaca eşdeğer. Düşünün bu sadece Bitcoin ve finansal sistemle ilgili bir bölüm. Bunun tüm otonom cihazlara, elektrikli araçlara, sensötlere, akıllanan her türlü cihaza yayıldığını düşünün. Nerdeyse hesaplanamaz bir elektrik ihtiyacı da paralel olarak büyüyor.
 
Bölgelere göre yenilenebilir enerji üretim verilerinin de yer aldığı rapora göre, 2018 yılında Asya’nın küresel yenilenebilir üretim payı %40, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın her birinin %20, Güney Amerika’nın %12, Avrasya’nın ise %5 oldu. Asya, Çin yüzünden rüzgâr ve güneş enerjisi üretiminin artmasına liderlik etmeye devam etti. Avrupa’da Yenilenebilir enerjinin payı 2004 ile 2019 arasında iki kattan fazla arttı
 
Dünyada Çin açık ara kurulu yenilenebilir enerji kapasitesinde 1 numara, ardından neredeyse Çin’in üçte biri kadar bir kapasite ile Amerika geliyor. Onu Brezilya, Hindistan, Almanya, Kanada, Japonya, İtalya, Fransa takip ediyor.
 
Küresel olarak ise elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin toplam payı 2017’de %24,4’tü. Bu değer 2018 yılında %24,9’a yükseldi.
 
Avrupa’da ülkeler arasındaki elektrik üretiminde yenilenebilir enerji oranları İsveç (% 56,4), Finlandiya (% 43,1), Letonya (% 41,0), Danimarka (% 37,2) ve Avusturya (% 33,6). En düşük yenilenebilir enerji oranları ise Lüksemburg (% 7.0), Malta (% 8.5), Hollanda (% 8.8) ve Belçika'da (% 9.9).
 
ÇİN ÖRNEĞİNDEN ALINACAK ÇOK DERS VAR:
 


1990’larda, özellikle de 2000’li yıllarda Batı iklim anlaşmalarını, yenilenebilir enerjiyi, vb. konuşurken Çin’in henüz bu konularla pek alakası yoktu. Gelişmesini ucuz iş gücü ve kirli enerji ile üretim yapan elektronik sanayisine odaklamıştı. Ve Çin’in bu durumu batılı ülkeleri ucuz iş gücü pazarı olması açısından sevindirirken dünyanın en kalabalık iki ülkesinden biri olduğu için yaratacağı çevresel sorunlar açısından da endişelendiriyordu.
 
Ancak on yıldan biraz daha uzun bir süre içinde kendisini toparlayan Çin şu anda, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji ve enerji depolama alanlarında dünya lideri konumuna gelmiş durumda. Peki bu nasıl oldu? Aynı şey uzay çalışmalarında da geçerli. Yirmi – yirmi beş yıl önce uluslararası uzay istasyonu projesine davet dahi edilmezken bugün kendi uzay istasyonunu atmosfere yerleştirmeye çalışan, Mars’a araç indiren ikinci firma olan bir güç halinde. Konumuz enerji olduğu için bu konuyu bir kenara koyalım. Ancak çin pek çok açıdan atılım nasıl yapılır dersi verecek şekilde başarılı ilerlemeler kaydediyor. İncelenip, dersler çıkarılmasında büyük fayda var.
 
ÇİN ENERJİ KONUSUNDA NASIL BU KADAR KISA SÜREDE DÖNÜŞÜM SAĞLADI VE LİDER OLDU?
 
Her şeyden önce enerji konusunda dışa bağımlılığın ve kendi kömürÜ başta olmak üzere zehirli enerji kullanımının gelecek için tehlikesini fark etti ve konuyu öncelikli strateji ve yatırım konusu olarak ele aldı. Son derece acımasız ve agresif bir “yeşil sanayi politikası” geliştirdi.
 
Bunu yaparken yenilenebilir enerji konusunda ileri aşamalarda olan başta Japonya olmak üzere diğer Batılı şirketleri ve yatırımcıları ülkeye, işbirliğine çekecek son derece cazip teşvik paketleri oluşturdu, işbirlikleri geliştirdi. Hem kolay hem de ekonomik iş yapma ortamı yarattı.
 
Çin, 1990'larda aşağı yukarı sıfır olan güneş paneli endüstrisini yeniden kurmaya başladı. O zamanlar Almanya'da - Alman hükümet politikasının bir sonucu olarak - güneş panellerine olan talep artıyordu ve Alman şirketleri, yeni endüstriyi geliştirmek için Pazar arıyordu. Teknolojilerini ve uzmanlarını transfer ederek Çinli panel üreticilerine yatırım yaptılar. Çinli şirketler bu fırsatı değerlendirdi ve önce Almanlarla ilerlediler, sonra diğer ülkelerle de iş birlikleri yaptılar.
 
Çin, ilk önce yeşil sanayi politikası ile güneş enerjisi için bir iç pazar oluşturmaya başladı. Devlet üretimi sübvanse etti, iç talebi teşvik etmek için teşvikler yarattı ve endüstriyi genişletmek için Avustralyanın akademik uzmanlığından ve Kaliforniya risk sermayesinden yararlandı. 2010'larda Çin, güneş panelleri için büyük bir iç pazara sahipti ve dünya pazarına hakim oldu.
 
Bu hamle Çin’i ucuz işgücü handikabından hem maliyeti düşük  hem de temiz enerji ile üretim ve dağıtım yapabilme noktasına taşıdı. Yanı sıra müthiş bir dijitalleşme ve teknoloji atağı yapabilmelerini sağladı. Hatta Çin şu anda Küresel bitcoin madenciliğinin merkezi durumunda. Ayrıca, panellerin fiyatını, Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere, dünya çapında güneş enerjisi pazarlarının büyümesini teşvik edecek kadar aşağı çektiği için bu konuda ihracatta da lider. İşlerin patlamasıyla Çin, 2014 yılında güneş enerjisi sektörüne sağladığı sübvansiyonları da azaltmaya başladı.
 


Rüzgar enerjisi endüstrisi içinse daha farklı bir yol izledi. Rüzgar için perakende pazarı yoktu ve türbinler hem daha pahalı, hem de yapımı daha zor idi. Ayrıca mutlaka bir şebekeye enerji sağlamaları gerekiyordu. Vergi teşvikleri ve diğer teşviklerin yanı sıra Danimarka ve Alman şirketleriyle ortak girişimler rüzgar enerjisi sektöründe hızlı büyümeye yol açtı. 2008 yılına gelindiğinde, Çin rüzgar enerjisi kapasitesinde 12.000 megawatt'tan biraz daha fazlasına sahipti. Kısa süre sonra, ilk Çin yapımı rüzgar türbini, bir ortak girişimin parçası olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde kuruldu. Bugün Çin, küresel rüzgar enerjisi endüstrisine de hakimdir. Şebekelerin entegre edebileceğinden daha fazla güç üretiyor ve artık devlet sübvansiyonları azaltmaya çalışıyor.
 
Kömürle çalışan bir elektrik santrallerinin aksine, yenilenebilir enerjinin depolama sorunu vardı. Çin bunun için de çok önemli çalışmalar yaptı. Güneş veya rüzgar enerjisini depolamak üzere suyu baraja pompalamak için kullandı enerjiye ihtiyaç duyulduğunda, suyu aşağıya akıtarak bu sorunu çözdü. Bu da Çin’i dünyanın en büyük pil üreticisi yaptı. Enerji depolamak üzere kullanılan şebeke seviyesindeki piller için depolama tesisleri inşa ederek Amerika  pazarına dahi girmeyi başardı. Çinli şirketler artık elektrikli araçlar için de pil üretiyorlar. Elektrikli otobüs ve kamyonların yanı sıra arabaları da içeren bu sektör, Çin’i elektrikli araçlar konusunda da hızla liderlik konumuna itiyor. Çin hükümeti  elektrik çağı için "elektrikli araç kasabaları" mini-Detroits inşa etmek için ek milyarlar veriyor.
 
Özetle Çin, başlangıç ​​maliyetlerini düşürerek ve iç pazardan başlayıp, hormonlu talep yaratarak küresel yeşil enerji endüstrisini bir anlamda tohumladı. Bugün, önde gelen Amerikan, Alman ve Japon otomobil üreticilerinin çoğu elektrikli araçlar inşa etmek ve yenilenebilir enerji ile elektrik sağlama, depolama konusunda Çin’den teknoloji ve yönlendirme alıyorlar, işbirlikleri yapıyorlar. Tesla ve Google gibi. Çin’in son beş yıllık planında en dikkat çeken konuların başında, elektrikli ve otonom araçların geliştirilmesi geliyor.
 
Tabii tüm bunların ilerleyebilmesi ve sürebilmesi ancak kesintisiz, hızlı, geniş bant internet, 5G gibi veriyi taşıyacak yolların yaygınlaşması ile mümkün olabilecek.
 
Dolayısı ile dünya artık geri dönülemez bir 2D; Dijitalleşme ve Dekarbonizasyon çağındadır. Her ikisinin de sürdürülebilir olması için alternatif, yenilenebilir enerji üretim, depolama, dağıtım ve kullanım çözümlerinin gelişmesi ve yaygınlaşması gerekiyor.
 
Ben bu on yıl içinde bu konunun çözüleceğine inanıyorum, çünkü 1990’larda kişisel bilgisayarlar, ardından internet yaygınlaşırken yine aynı kaygılar yükselmişti. Herkes her iş için bilgisayar kullanırsa elektrik ihtiyacı o kadar artar ki tüm dünya çöker deniyordu. O zaman gençtim ve şu örneği hiç unutmam; bir konuşmacı “sadece New York Manhattan’da kullanılan elektrik, Afrika kıtasında kullanılana eşit olacak, dünya bu enerjiyi üretemeyecek, felakete sürükleniyoruz” demişti. Haftalarca kendime gelememiştim. Şimdi de benzer oranlar veriyoruz ve ben yine çözeceğimize gönülden inanıyorum. İnsanlık bu korkuları her devrimsel dönüşümde yaşıyor… Hala iddia ediyorum dünya çok verimli enerji kaynakları bulacak ve o Gelecek mutlaka Güzel gelecek😊


EU IPA Energy Sector Technical Assistance Program-Phase II Project (ipaenerjisektorprogrami.org)


******************

Ufuk Tarhan'ın T-İnsan kitabı için > http://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.


 

0 Yorum

Bir Cevap Yazın