İyi Uygulamalara Eşit Günler Ödülleri
Ufuk Tarhan’ın sosyal medya, blog, kitap, vb. linkleri:  https://taplink.cc/futuristufuk

İyi Uygulamalara Eşit Günler Ödülleri...
Dergiyi online okumak için buraya ya da fotoğrafa tıklayın. 👇🏻

Dergiyi online okumak için buraya ya da fotoğrafa tıklayın. 👆🏻

Ufuk Hanım merhaba. Sizinle yeniden sohbet etmek büyük keyif. Bu seferki sohbetimiz daha çok toplumsal cinsiyet eşitliği projeleriyle, özel şirketlerin bu konudaki çalışmalarıyla olacak. Öncelikle Dişi Business Dergisinin Eşit Günler Zirvesi’ni sorarak başlamak istiyorum. Haziran ayındaki zirveye siz de katıldınız. Hem Eşit Günler Zirvesi hem de bu konuya gönül vermiş insanların bir araya gelmesi konusunda neler düşünüyorsunuz?
 
Merhabalar. Ben de sizinle yeniden sohbet etmekten büyük keyif mutlu oluyorum. Dergiden de çok yararlanıyorum. Her seferinde kitap gibi çıkarıyorsunuz. Aylarca okuyorum.
 
Büyük keyifle hem panelist hem de başından sonuna kadar izleyici, dinleyici olarak katıldığım Dişi Business Dergisi’nin 7-8 Haziran 2023’te gerçekleştirdiği “Eşit Günler Zirvesi”, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak ve bu konuda değerli, özverili çalışmalar yapan kişi ve kurumları bir araya getirmek için fevkalade önemli bir platform olarak beni çok etkiledi.
 
Katılamayanlar için özetlemek gerekirse; Zirvede, Türkiye'den ve yurt dışından alanında uzman kişiler tarafından çeşitli oturumlar düzenlendi.  Bu oturumlarda, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi, bu konudaki güncel gelişmeler, birbirinden anlamlı, güzel, etkili uygulamalar ve yapılması gerekenler eşliğinde tartışıldı. Hemen hemen tüm aktarımlar gerçek deneyim ve projelerle anlatıldığı içim çok motive edici, öğreticiydi. Kendi adıma esinlendiğim harika uygulamalar dinledim.
 
Ve ben de bir panel yönettim. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yapay Zekâ Etkileşimini konuştuk. Konuğum UNESCO’da 16 yıl boyunca bu alanda direktörlük yaptıktan sonra çalışmalarını teknoloji ve son olarak da özellikle Yapay Zekâ alanındaki araştırma ve projelerle entegre eden Dr. Saniye Gülser Corat idi.
 
Etkileyici bilgi ve örnekler verdi. Halen kendi kurduğu NoBiasAI? adlı şirkette yapay zekada veriye dayalı makine öğreniminden (ML) bilgiye dayalı makine muhakemesine (MR) yönelerek düşünmek ve toplumsal cinsiyet eşitliği denetim araçları geliştirmek üzere çalışıyor. Makine öğrenimi algoritmalarında ve veri kümelerinde oluşan, oluşabilecek cinsiyet yanlılığını yok ederek organik zekalı alanda sağlayamadığımız eşitliği yapay zekâ yardımı ile sağlar mıyız konusunu sorguluyor.
 
Zirvenin tamamında çok etkileyici projeler anlatıldı. En güzel oturumlardan birinde çok farklı alanlarda başarılara imza atan gençler gönülleri fethetti. Hatta aralarında Manş Denizi'nden sonra Kuzey Kanalı'nı geçen ilk Türk kadını ve genç Türk sporcu unvanına sahip 22 yaşındaki dünyalar tatlısı Aysu Türkoğlu da vardı. Etkinlikte ”Kendi rekorumu kırıp Cumhuriyetin 100. Yılında bir Türk Kadınının başarısını ülkeme armağan edeceğim” diyordu ve Ağustos’ta sözünü tuttu, hepimize gurur veren rekoru hediye etti.
 
Keşke herkes katılabilseydi… Ortamda her biri yıldız niteliğinde başarılı bir çok kadın ve onlarla yürüyen, önlerini açan erkekler vardı. Kadın-Erkek enerjisinin, toplumsal düzlemde eşitliğin sağlandığı ufacık bir kesitte bile motivasyonun, verimliliğin, keyifle iş yapmanın, aslında yaşamanın nasıl da şahane bir şey olduğu o kadar gerçekti ki… Bu davanın önderlerinden sevgili, rahmetli Billur Kalkavan’ı da andığımız, onu hep hissettiğimiz zirveye katılan kişiler, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalıklarını artırma, bildiklerini, yaptıklarını paylaşma ve bu konudaki çalışmalara katkıda bulunma fırsatı buldular.
 
Zirvenin, her yıl daha da gelişerek toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çalışmaların ilerlemesine önemli bir katkı sağlayacağına ve çok önemli bir platforma dönüşeceğine inanıyorum.
 
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda gönül vermiş insanların bir araya gelmesi, bu konudaki farkındalığın artması ve olumlu değişimlerin yaşanması için çok önemli.

Konuşmacılar ve katılımcılar, kendi deneyimlerini ve bilgilerini paylaşarak, aslında toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çalışmaları güçlendirmek adına son derece önemli bir sosyal hatta fütüristik görevi de yerine getirmiş oluyorlar. Çünkü eşitlik yoksa huzurlu bir gelecek de yok!
 
Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm toplumu ilgilendiren hayati seviyede önemli bir konu. Bu konudaki çalışmaların ilerlemesi için, herkesin üzerine düşeni fazlasıyla yapması gerekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna gönül vermiş insanların bir araya gelmesi, bu konudaki çalışmaların ilerlemesine çok önemli katkılar sağlıyor. Bu vesile ile size de böyle bir yönderlik yapıp bu platformu yarattığınız ve sürdürülebilir olmasını sağladığınız için gönülden teşekkür ederim.
 
Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu da özel şirketlerin, toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen politikalar ve uygulamalar geliştirmesinin bu konudaki geliştirici, büyütücü önemi… O yüzden zirveye destek verip, uygulamaları ile katılan her bir kurum da son derece kıymetli. Onlara da büyük bir teşekkür etmeliyiz.
 
Neler yapılabilir ve yapılmalı?
 
Bu vesile ile bir fütürist, gelecekçi olarak hatırlatma ve teşvik olması açısından, kurumların ve şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki yapabileceklerini aşağıda bir kez daha özetlemek isterim. Tüm iş insanları, liderler, yatırımcılar; bunları ve daha nicelerini gerçekleştirmeli. Stratejik önceliklerinin en tepesine; belirleyici kriterlerinin hemen yanına koymalı. Çünkü kalıcı, kolay, daimi ve katlanarak artan başarı ve karlılık; ancak bunlarla mümkün olabiliyor…

Tüm şirketler ve kurumlar, sektör-alan fark etmeksizin, toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen politika ve uygulamalar geliştirmeli. Çalışanlarının eşit fırsatlara sahip olmasını sağlayabilmeliler. Bu politikalar ve uygulamalar arasında eşit ücret, eşit fırsat, eşit temsil, eşit olanaklar ve eşit gelişim programları mutlaka yer almalı. Bu konular havada kalmamalı ve şirketin KPI’larına rakamsal, somut eşikler olarak resmen girmeli.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak için yapılabilecek çalışmalar arasında eğitimler, etkinlikler, kampanyalar, yarışmalar, özel projeler olmalı. Bunlar farklı yaş ve eğitim-iş-alan gurupları için özgünleştirilerek içselleştirilebilecek şekilde dizayn edilip uygulanmalı.  

Sivil toplum kuruluşları ve diğer oluşumlar, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda zaten farkındalık yaratmak, eğitim vermek, savunuculuk yapmak ve politika geliştirmek gibi çeşitli çalışmalar yürütüyorlar. Özel şirketlerin ve kamusal kurumların da bu kuruluşlara destek sağlaması, bu çalışmaların daha etkili bir şekilde yürütülmesine en üst seviyede yardımcı olacaktır. O yüzden şirketler ve kurumlar, öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarına ve diğer oluşumlara maddi, manevi her türlü desteği sağlamalı.  

Kısacası, şirketlerin ve kurumların toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki çalışmaları, bu konudaki farkındalığın, artması; somut başarıların artması ve olumlu değişimlerin yaşanması için çok önemli. Bu sebeple şirketlerin, kurumların ve hatta ülkelerin her geçen gün daha da artan oranda sorumluluk almaları şart!

2024 Eşit Günler Ödüllerinin Jüri Başkanıyım... 🚀🎉🤩
 
Dişi Business Dergisi, Eşit Günler kapsamında yeni bir projeye imza atıyor. Bu projeyi sizden dinleyebilir miyiz?
        
Tabii. Her şeyden önce bu projenin yani “Eşit Günler Ödüllerinin” Jüri başkanlığını yapıyorum ve kurgusundan itibaren çok heyecanla, aktif olarak içinde yer alıyorum. O yüzden konuya oldukça hakimim. Projeyi çok beğeniyorum. Dolayısı ile bu fırsatla, bu söyleşide de projeyi detaylarıyla aktarmak isterim.
 
Proje’nin temel amacı, özel sektörün toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirmek için taahhütte bulunmasını sağlamak. Bu taahhütler doğrultusunda şirketlerin, kamusal kurumların öncelikle kendi çalışanları nezdine, genel olarak eko sistemlerinde ve toplumsal yaşamda eşit günler için etki alanlarının arttırmasına yönelik teşvik edici ve ilham verici bir ortam yaratmak.
 
Bu nedenle aşağıda belirlenen kategorilerde şirketlerin iyi uygulamalarını görünür kılmaya ve toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda lider örgütlenmelerden ve “Eşit Günlere” katkı sunan aktörlerden oluşan, öğrenen bir topluluk oluşturmak.
 
Eşit Günler Ödülleri; iş dünyasında katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik sürdürülebilir bir değişim gerçekleştirmelerini destekleyen bir çerçeve sunarken, ödüller katılımcıların bu yolculuktaki kararlılıklarını ve başarılarının takdir edilmesine yönelik tasarlandı.
 
Değerlendirilecek kategoriler: Reklam, kurumsal sosyal sorumluluk, İK politikaları ve İş-Yaşam Dengesi, Teknoloji ve inovasyon ile Bayii ve Tedarik zinciri yönetiminde toplumsal cinsiyet duyarlılığına ilişkin iyi uygulama örnekleri.
 
Koşul ve tüm detaylar Aralık ayının son haftasında projenin resmi web sitesinde duyurulduktan sonra, Nisan sonuna kadar projeler iletilecek. Mayıs ayında Jüri değerlendirmelerini yapacak. Ve yine Haziran başında gerçekleştirilmesi planlanan zirvenin sonunda düzenlenecek törende ödüller takdim edilecek.
 
Tüm şirketleri, kamu kurumlarını bu projeye katılmaya davet ediyorum👍🏻

Özel sektör temsilcilerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda olumlu uygulamalarının yarışacağı bu projede siz jüri başkanlığını üstleniyorsunuz. Jüri üyeleri nasıl belirlendi?
 
Bu önemli ve değerli projede jüri başkanı olarak görev almak benim için büyük bir onur. Jüri üyelerimizi belirlerken, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda derin bilgi ve deneyime sahip bireyleri seçmeye özen gösterdik. Jüri üyeleri, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uzmanlığa sahip, farklı sektörlerden ve farklı bakış açılarına sahip kişilerden oluşuyor.
 
Jüri üyeleri, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki bilgi ve deneyimleriyle, projelerin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından ne kadar etkili olduğunu değerlendirecekler.
 
Bu çeşitlilik, projenin değerlendirilmesinde daha kapsamlı ve dengeli bir yaklaşım sağlayacak. Jüri üyelerimiz, ödüle başvuran şirket ve kurumların toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda gösterdikleri çabaları adil ve objektif bir şekilde değerlendirecekler. Bu süreçte, her jüri üyesinin kendi uzmanlık alanlarından gelen bilgi ve deneyimlerini kullanarak, projelerin etki, yenilikçilik ve sürdürülebilirlik gibi kriterler açısından değerlendirilmesini sağlayacağız.

- Jüri üyeleri, projenin amacı ve hedefleri doğrultusunda belirlendi. Web sitesinde veya diğer tanıtım materyallerinde şeffaf bir şekilde yer alıyorlar. Jüri üyeleri, projenin değerlendirme sürecinde aktif olarak rol alıyorlar.
 

Böyle bir yarışmanın düzenlenmesinin toplumsal cinsiyet eşitliğine katkıları neler olur?
 
Ben Fütüristim ve hepimiz gibi yaptığım her şey, işim “daha iyi bir gelecek için” çalışmak. İşim ise “Sürdürülebilir bir işi olsun isteyen kişi ve kurumlara yararlı olacak gelecek bilgileri, strateji ve dönüşüm modelleri sunmak”. Gelecekte önemli olacak trendleri, fırsat ve tehditleri paylaşarak başarılı geleceğe hazırlık yapılmasına katkı vermek. Bu noktada çok net ve belirleyici bir tespitim, inancım, saplantım veya kaldıracım var. O da “Daha iyi bir geleceğin ancak ve ancak cinsiyet eşitliğinin var olduğu bir ortamda mümkün olacağı.” Yani fütürist bakış açısı ile daha iyi bir gelecek ancak ve ancak cinsiyet eşitliği ile mümkün olabilir.
 
O yüzden böyle bir yarışmanın düzenlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve daha iyi bir geleceğe birçok yönden katkıda bulunabilir. İşte bu katkıların bazı önemli yönleri:
 
1. Farkındalık Yaratma: Yarışma, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda geniş çaplı bir farkındalık yaratmaya yardımcı olur. Medya ve kamusal alanlarda bu tür etkinliklerin yer alması, konunun görünürlüğünü artırır ve daha geniş bir kitleye ulaşılmasını sağlar.
 
2. İyi Uygulamaların Teşvik Edilmesi: Özel sektörde toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen uygulamaların ödüllendirilmesi, diğer şirketler için de bir teşvik unsuru oluşturur. Bu, sektördeki diğer şirketlerin benzer uygulamaları benimsemelerine ve geliştirmelerine yol açabilir.
 
3. Rol Modellerin Oluşturulması: Ödül alan şirketler ve bireyler, diğerleri için rol model olabilir. Bu kişi ve kurumlar, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda başarılı uygulamalarıyla öne çıkarak, diğerlerine ilham verir ve yol gösterir.
 
4. Eğitim ve Bilinçlendirme: Yarışma sürecinde, katılımcıların ve izleyicilerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi mümkündür. Seminerler, atölye çalışmaları ve panel tartışmaları gibi etkinlikler, bu konuda derinlemesine bilgi sağlayabilir.
 
5. Politika ve Uygulamalarda Değişiklik: Yarışma, özellikle kazanan uygulamaların öne çıkarılmasıyla, politika yapıcıları ve iş liderlerini toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha etkin adımlar atmaya teşvik edebilir. Bu, sektörel ve hükümet politikalarında olumlu değişikliklere yol açabilir.
 
6. Ekonomik Faydalar: Toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi, iş yerinde verimliliği ve yaratıcılığı artırabilir. Çeşitlilik ve kapsayıcılık, daha yenilikçi ve yaratıcı çözümlere yol açabilir, bu da şirketlerin genel performansını ve rekabet gücünü artırabilir.
 
7. Toplumsal Değişim ve Gelişme: Toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi, toplumun genel olarak daha adil ve eşitlikçi bir yapıya kavuşmasına yardımcı olur. Bu, sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir adımdır.
 
8. Uluslararası İşbirlikleri ve Ağ Oluşturma: Bu tür yarışmalar, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliklerini ve ağ oluşturmayı teşvik edebilir. Farklı ülkelerden ve sektörlerden gelen katılımcılar arasında bilgi ve deneyim paylaşımı, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha geniş bir etki yaratılmasına olanak tanır.
 
Sonuç olarak, böyle bir yarışmanın düzenlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve bu alandaki iyi uygulamaların yaygınlaştırılması açısından çok yönlü ve etkili bir araç olabilir.

Duyuruları başlamak üzere. Disi Business ayfalarını @disi_business instagram sayfasını takip edip "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda projesi olanların katılmasını hararetle tavsiye ederim. Çok titiz bir çalışma yapılıyor.  
 
Büyük, orta ölçekli ve küçük kurumlara kadın-erkek eşitliği konusunda hangi önerilerde bulunursunuz?
 
Kadın-erkek eşitliği, iş dünyasında önemli bir konu olup, büyük, orta ve küçük ölçekli kurumların hepsi için geçerli stratejiler ve uygulamalar gerektirir. İşte bu kurumların her birine yönelik önerileri şöyle toparlayabilirim:
 
Büyük Kurumlar İçin: (250 çalışandan büyük kurumlar) 
 
- Büyük kurumlar, cinsiyet eşitliği politikalarını kurumsal stratejilerinin merkezine koymalıdır. Bu politikalar, eşit işe eşit ücret, esnek çalışma saatleri ve cinsiyet ayrımcılığını önleme gibi konuları içermelidir.
 
- Tüm çalışanlar için cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik konusunda düzenli eğitimler ve farkındalık programları düzenlenmelidir.
 
- Yönetici pozisyonlarında daha fazla kadın olması için mentorluk programları, liderlik eğitimleri ve kariyer gelişim fırsatları sunulmalıdır.
 
- Cinsiyet eşitliği hedeflerine ulaşma konusunda düzenli raporlamalar yapılmalı ve bu bilgiler tüm paydaşlarla şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır.
 
Orta Ölçekli Kurumlar İçin: (50 ile 250 arasında çalışanı olan kurumlar)
 
- Esnek çalışma saatleri ve uzaktan çalışma seçenekleri, özellikle çocuk bakımı gibi sorumlulukları olan çalışanlar için önemlidir.
 
- Kadın çalışanların kariyer gelişimlerini desteklemek için eğitim ve gelişim programları sunulmalıdır.
 
- Cinsiyet eşitliği konusunda özel komiteler oluşturarak, bu konuda sürekli bir gelişim ve takip mekanizması kurulmalıdır.
 
- İşe alım ve terfi süreçlerinde cinsiyet eşitliğini gözetmek, bu süreçlerde önyargısız davranılmasını sağlamak önemlidir.
 
Küçük Kurumlar İçin Öneriler: (50’den az çalışanı olan kurumlar)
 
- Küçük işletmeler, esnek çalışma saatleri ve aile dostu politikalarla daha kapsayıcı bir iş ortamı yaratabilir.
 
- Küçük işletmelerde çalışan sayısı az olduğundan, her çalışanın cinsiyet eşitliği konusunda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi daha kolay olabilir.
 
- Diğer küçük işletmelerle veya yerel topluluklarla işbirlikleri yaparak, cinsiyet eşitliği konusunda ortak girişimler ve projeler geliştirilebilir.
 
- Küçük işletmeler, topluluklarına ve müşterilerine cinsiyet eşitliği konusunda örnek olabilir ve bu değerleri işlerinin bir parçası haline getirebilir.
 
Tüm ölçeklerdeki kurumlar için, cinsiyet eşitliği konusunda sürekli bir öğrenme ve gelişme süreci benimsemek, bu alandaki başarı için kritik öneme sahiptir.
 
Siz geleceği tasarlamakla geçirdiniz yaklaşık 25 yılınızı. Bir fütürist olarak, yeni nesli ve yeni neslin getirdikleriyle dünyayı neler bekliyor?
 
COVID-19 öncesinde biz Fütüristler gelecek şöyle olacak, böyle değişecek vb. diye anlattıkça çoğunluğun hayalperestlerin fantezisi gibi algıladığı hemen her şey COVID-19 sonrası başladı. Daha doğrusu başlamıştı da pandemi koşullarındaki büyük paradigma değişikliği insanların bu tür dönüşüme karşı durma direncini kırdı. Aşağıda listelediğimiz tüm değişiklikler ve gelişmeler bilfiil yaşanmaya başlandı. 2030’a kadar bunların yaygınlaşmasına, bunlarla ilgili icatların, değişikliklerin artan hızda tüm dünyanın standardı haline gelmesine ve sıradanlaşmasına şahit olacağız. 
  • Hiper teknolojik gelişmeler,
  • Über sosyopolitik ve psikolojik dönüşümler,
  • Beter ekolojik ve ekonomik fırtınalar,
  • Üzen etik ve ahlaki çöküşlerle

savrulup yalpaladığımız; yorgunluk, yılgınlıktan sersemlemiş, kafa karıştıran, beyin yakan bir çağdayız. Arayışlar içinde, tereddütlerdeyiz. Çokluklar içinde yokluk, yokluklar içinde çokluk yaşadığımız; Oksimoron, Eklektik, Altruist, Stoacı, Aktivist, Sivil İtaatsiz, Kliktivist, Slaktivist,
Sinik, Kinik, İyiliğin, İyi İnsanlığın anlam arayışında olan bir süreçteyiz.  Geleceği, yarınları bu kavramlarla anlamlandırabileceğimiz bir çağdayız. O yüzden önce bu kavramları anlayıp, gelecek ve dönüşümle ilintilerini kurarak ve “merakla, hayatla” ilerlememiz gereken heyecanlı bir gelecek yolculuğundayız. Bu kavramlar ne demek diye soracak olursanız; “Yarının İşini Yarına Bırakma” kitabımı okumanızı önereceğim…
 
Yukarıdaki çok kısa felsefi özetten sonra, içinde olduğumuz ve yarınlarımızdaki üç kaçınılmaz aşamayı tam olarak şöyle özetleyebilirim;  
 
Dünyanın yeni bir sisteme yani Tip-I uygarlık seviyesine geçişi için insanlığın direnci, aşağıda özetlediğim adımlarla üç aşamada kırılacak. Biz Dünyalılar bu üç aşamadan sonra tam anlamıyla ikna olup dönüşüme el verecek ya da teslim olacağız. Ancak bu üç adımla eski sistemlerin yıkılarak yerine yenilerinin oluşturulması mümkün olabilecek;
 
1- COVID-19 ve sonra da devam edecek başka salgınlar, biyolojik sıkıntılarla “bağlılık-dayanışma, milliyetsizleşme, arayış, dijitalleşme,
 
2- Küresel ısınma, iklim ve doğa felaketleriyle “acizlik duygusu, devrim ihtiyacı - devletsizleşme, merkeziyetsizleşme, sınırların önemini yitirmesi, algoritmalara güven,
 
3- Elektrik, internet kesintileri ile “kıtlık, can derdine düşme, yok oluş korkusu ve yeni tam dijital sisteme tam teslimiyet, çiplenmeye hızlı geçiş.
 
Tip-I’e giderken yukarıdaki üç adım sayesinde oluşacak yeni sistemimiz; Ekolojik Hümanizm ve Dataizm felsefesiyle yürütülen Sürdürülebilir Kapitalizm olacak.

Yeni dünya düzeni için öncelikler ve devrimsel dönüşüm geçirecek alanlar ile yapılması seçenek değil, zorunlu olan işler listesi:
 
Aşağıdaki sıralamayı, yukarıdaki üş aşamalı mecburi dönüşümü dikkate alarak ve Tip-I diyeceğimiz yarınlara, altını çizdiğim “Hümanist, Ekolojist ve Dataist Sürdürülebilir Kapitalizm” düzeni içinde ilerleyebilme önceliklerine göre düzenledim.
 
En önemlileri, bir sonraki aşamaya geçmek için ön koşul niteliğinde olanları en öne, üste aldım. Tam bu noktada önemli bir hatırlatmam var: Okurken ve düşünürken hepsinin en tepesine, hangi konu olursa olsun daima, temel belirleyici ve kriter seti olarak küresel ısınma ile iklim krizi konularındaki düzenlemeleri ve ekolojik sürdürülebilirlik kurallarını koymalısınız.
 
Yani bundan sonra kotarmamız gereken her şey mutlaka “iklime, doğaya, bizim de içinde bulunduğumuz tüm ekosistemin kapsayıcı bir düzende, birlikte var olabilmesine”, bu manada bir sürdürülebilirliğe hizmet etmelidir.
 
“Benden sonrası tufan! Bana ne, dünyayı ben mi kurtaracağım? Benim ufacık katkımla ya da zararımla ne olur ki? Boş veer!” diyenleri durdurmazsak, çoktaan bitirmiş olmamız gereken ev ödevlerimizi yapamazsak sonuç belli, tekrar sil baştan marş marş geriye! İstikamet yeniden yok oluş… O halde çocuklarımızı, kalan ömrümüzü kaotik bir geleceğin kucağına, alev alev yanan bir dünyanın bağrına atmak istemiyorsak aman listeye dikkat!..
 
1- Tabii ki ilk sırada enerji, elektrik var, çünkü elektrik olmadan hiçbir şey yapmamız mümkün değil. Başlangıç ve bitiş noktamızı elektrik, yani enerji olarak görebiliriz. O yüzden en acil şekilde yenilenebilir enerjiye geçmek zorundayız. 2050’lerde tüm dünya büyük ölçüde Güneş, rüzgâr, biyokütle, jeotermal, hidroelektrik, hidrojen, dalga enerjileri ve uzay çalışmaları sırasında keşfedilecek alternatif temiz enerji kaynaklarıyla insanlık ekolojik, ucuz ve kesintisiz enerji kullanımına geçecek.
 
Karbon vergileri ve denetlemeleri ile gezegenimizin kaynaklarını yok ya da hasta eden, kirleten fosil yakıtlardan türetilen kirli enerji tarihe gömülecek. Karbon salımı kontrol altına alınacak. Dekarbonizasyon, karbon nötr yaşam, karbon ayak izi bırakmadan geleceğe yürüyüş ve temiz enerjiye geçiş Tip-I’e yönlenen yolculuğumuzun ilk adımı olacak.
 
Bu adımda her türlü üretimde geri dönüşüm, sıfır atık ve döngüsel ekonomi prensiplerini uygulama zorunluğu yerleşecek. Endüstri 5.0 ile yaygınlaşacak otonom, yapay zekâlı üretim ki bir yerde en çok bu amacın kotarılmasına hizmet edecek.
 
Kısacası elektrik eşit, ucuz, sürekli ve hiçbir şekilde kesilmeyecek şekilde dünyanın her yerine, her ülkesine, bölgesine ve insanına “dünyada ikamet etme hakkı ile eşit düzeyde bir temel insanlık hakkı” olarak ücretsiz veya ihmal edilebilir maliyetlerde ve hava, su gibi doğal kaynak niteliğinde erişilebilir kılınacak, kılınmalı ve aslında kılınmak zorunda…
 
2- Kesintisiz, geniş bant, hızlı, ucuz, kolay internet de aynen elektrik gibi tüm insanlığın erişebileceği kapasiteye ulaşacak. Elektrik ve internetin kesilmesi nedeniyle oluşacak “felaketler” tamamen önlenecek.
 
Lütfen gözlerinizi kapatın ve uzun süreli elektrik kesintisi olduğunu hayal edin. Hayat durur… Ya da elektrik var ama internet yok olduğunu düşünün. Yine aynı şey olur, dünya büyük bir kaosa sürüklenir. O yüzden yarınlara ilerlerken en hayati iki konu, elektrik ve internetin kesintisiz olarak ve tüm insanlık için daima, her koşulda erişilebilir, kullanılabilir durumda olması... Bu iki alanda tam demokratik, eşit düzeneğe geçmiş olmak ilk ev ödevlerimizden biri ve başarmak zorundayız.
 
3- Üçüncü sıraya genler dâhil olmak üzere, %100 dijitalleşmeyi, alıyorum. İleri bir yeni medeniyet seviyesine geçebilmek için canlı cansız tüm varlıklar %100 dijitlerle ifade edilebilir formda olmalı. Bu yüzden gezegenimizdeki her şey kullanılabilir, birbiriyle algoritmik etkileşime geçebilir, işlenebilir “veriye-dataya” dönüştürülecek. Mecazi anlamda, dünyanın yeni dini “Dataizm” ya da dini imanı “data-veri” olacak.
 
Bunun olabilmesi için de her şeyde önce bulut bilişimi, nesnelerin interneti, giyilebilir teknolojiler (ki buna Neuralink benzeri çiplenmek de dâhil), kuantum bilişimi, yapay zekâ, robot-bot, artırılmış gerçeklik, hologram, 3D baskı, Endüstri 5.0, otonom araçlar vb. alanlarda hiper gelişmeler kaydedilecek.
 
4- İlk üç olursa, dördüncü seviyeye yani blockchain’e geçebileceğiz ki bu faktör, dünya insanlarının sömürülmesinde ve adaletsiz kaynak dağılımı ile ezilmesinde, savaş-silah-korku ekonomisinin acımasızlığında, uyuşturucu, ilaç endüstrilerinin ahlaksızlığında başrol oyuncusu haline gelen “devlet” egemenliğinin son bulmasını sağlayacak. Teknoloji baronları ve algoritmalar küresel çapta yönetimi ele geçirecek. Ön planda devletler olsa bile arka planda Dijital Sosyal Dünya düzenine geçilmiş olacak.
 
2050’lere geldiğimizde bugünkü devlet, hükümet yapıları, demokrasilerin işleyişleri tamamen değişmiş olacak. Ülkeleri yöneten ve devlet olmanın kendilerine tanıdığı büyük gücün önemini idrak edemeyenler tıpkı imparatorların, feodalizmin yok olması gibi önemlerini yitirecek, küçüldükçe küçülecek, silinip gidecekler. İnsanlık belki de bir kez daha ve bu sefer modern köleliği ortadan kaldıracak. Yapay zekâlı dijitlerle yönetim sistemlerine geçiş yapılacak.
 
Blockchain, merkeziyetçi otoriter yapılanmalardan dağınık, merkeziyetsiz, milliyetsiz, sınırsız, heterojen, nakitsiz ve kapsayıcı, bir anlamda kendi kendini yapay zekâ ile yöneten yepyeni, esnek, dayanıklı, çevik sistemlere ve yeni bir insanlık anlayışına geçişin anahtarı olmak özelliği taşıyor.
 
Blockchain aynı zamanda paranın da bütünüyle dijitalleşmesini mümkün kılarak ekonomik değişim birimlerinin, ticaretin, hukukun, mülkiyetin, medeni-sosyal kanunların/kuralların, metriklerin vs. yeniden tanımlanmasını, sistemin dijital akışkanlığını sağlayacak devrimsel bir dönüştürücü olma özelliği taşıyor.
 
Geleneksel sistemler, naftalin kokulu sömürgenler özellikle de blockchain ve dijital paranın gelişmemesi, yaygınlaşmaması için önünü kesmek amacıyla akla hayale gelmedik engellere baş vuracaklar. Cezalar, vergiler, yasaklar uygulayacaklar. Hatta dünyayı birbirine kırdırmak için savaşlar çıkaracaklar.
 
Ne yaparlarsa yapınlar yeni bir medeniyetin gelişmesini, daha iyi bir gelecek oluşmasını engellemeyi başaramayacak, durduramayacaklar, çünkü dijital ok çoktan yaydan çıktı bir kere… Çünkü dijital dünyaya doğan çocuklar büyüyüp, geleceklerini kendi değer sistemleri ve beklentileriyle dijit dijit oluşturmaya başladılar bile…
 
5- Tarım ve su devrimi gerçekleşecek. Yukarıda sıraladığım dört maddede kat edilecek gelişmeler nano, genetik ve uzay teknolojilerindeki icatları “çarpan etkisiyle” öylesine hızlandıracak ve kolaylaştıracak ki şu anda aklımıza dahi getiremediğimiz ya da gelse bile “Ohoo daha o aşamalara çok var, o kadar da çabuk olmaz ya da öyle kolay değil” dediğimiz sistemler, yeni uygulamalar ve süreçler nasıl olduğunu dahi anlayamadan hayatımıza girecek.  Bu konudaki tüm detayları da Yarının İşini Yarına Bırakma kitabımda anlattım. Lütfen oradan okuyun. Buraya sığması imkansız.
 
6- Tip-1 Medeniyet Seviyesine geçişin en önemli aşamalarından biri de CRISPR denilen “Gen Düzenleme” teknolojisi ile biyomühendislik alanında kat edilecek gelişmeler sayesinde insan, bitki hayvan, daha doğrusu tüm canlıların genlerine müdahalelerin başlayacak olması.
 
İnsanoğlu bir taraftan gezegeni kendisine sorunsuzca uyum sağlayacak, kaynak sunacak hale getirmeye çalışırken öte yandan kendisini de ona daha rahat, verimli, zahmetsiz uyumlanacak şekilde genetik değişikliklerle revize etmeye başlayacak.
 
Genetik bilim ilk etapta Alzheimer, obezite, beyin-vücut organ hasarları/eksiklikleri, özürlü doğacak bebekler gibi çok bilinen problemlerin giderilmesi için kullanılsa da ileriki aşamalarda üşümeyen, terlemeyen, boyu daha kısa, daha ince, çok daha güçlü, gece görebilen, uyumayan vb. süper insanlara doğru ilerlenebilecek.
 
Şimdi tam burada “Bunlar artık biraz zorlama oldu galiba!” diyenler lütfen biraz Google’da gezinin bakalım daha nelere rastlayacaksınız. QR koda bir göz atın bakalım o makale ve yüzlerce benzeri size ne anlatıyor olacak. Çin daha şimdiden “Dünyanın gen editleme lideri biziz” diyor…
 
Bu konuyu yıllardır yazıyor, anlatıyorum. Bundan sonraki medeniyet liderleri aslında sanıldığı gibi dijitleri değil genleri yönetenlerden çıkacak. Kim genetik alfabeye sahip olursa dünyayı da o yönetecek… Ki şu anda buna en yakın aday Çin gibi duruyor, diğer pek çok hatta her alanda olduğu gibi… 2030’dan sonra süper güç ABD değil, Çin olacak sanki… Ne dersiniz?

Sonuç:
 
Çarpıcı bir rakam, gerçek durum bilgisi ile bitirelim; www.sciencenews.org’un yayımladığı bilimsel rapora göre 21. yüzyıl başı itibarıyla dünya topraklarının %3’ü dışında insan eli değmemiş yer kalmamış durumda.
 
Tarım alanları açmak, inşaat yapmak, endüstrileşme ve nüfus artışı gibi insan faaliyetleri nedeniyle biyoçeşitliliğin büyük tahribatlara uğradığını, yeşil alanların ve temiz, içilebilir su kaynaklarının çok azaldığını somut verilerle ortaya koyan araştırmacılar, Avustralya’daki toprakların tamamen bozulduğunu, ekolojik olarak iyi durumdaki habitatların ise yalnızca Amazon ve Kongo tropikal ormanlarıyla Doğu Sibirya, Kuzey Kanada ormanlarında ve Sahra Çölü’nün bazı kısımlarında kaldığını belirtiyorlar.
 
Bu da yetmiyor, havaya, suya, toprağa salınan atıklar, zehirli sanayi çöpleri, kimyasallar da doğayı öyle bir bozuyor ki tarıma, suya ve doğal kaynaklara verilen zarar, gelecekte kıtlık çekme tehlikemizi katlayarak büyütüyor.
 
Kısacası artık tüm hatalarımızı, yapmamız gerekenleri, bilim ve teknoloji ışığında daha berrak görebiliyoruz. O halde acilen kendimizi temize çekme ve düzeltme vaktimiz geldi. Tabii ki de düzelteceğiz. Buna bütün kalbimle inanıyorum…
 
Eğer yarının işini yarına bırakmaz, T-İnsan olursak gelecek güzel gelecek…


Haziran 2023 - Eşit Günler izlenimlerimi okumak için buraya tıklayın

Dergiyi online okumak için buraya tıklayın.  Sayfaları büyük okumak için aşağıdaki 👇🏻görsellere tıklayın.

      

      

         

******************

Ufuk Tarhan'ın “Yarının İşini Yarına Bırakma” kitabı için > https://yarininisiniyarinabirakma.com/

Ufuk Tarhan'ın “T-İnsan” kitabı için > https://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.